Prof. Dr. İsrafil BALCI

Ensar ve Muhacir Retoriği

Malum, birkaç yıldan beri ülkemizde beş milyonu aşkın Sureyeli mülteci veya sığınmacı yaşamakta. Bunların bir kısmının kayıt dışı (kaçak) olduğu bilinmektedir. Zor şartlardan kaçıp ülkemize sığınan insanlara yardım etmekten daha tabii bir şey olamaz. Zira din kardeşine yardım etmek veya aman dileyene el uzatmak Müslümanın görevi.

Ülkemize sığınanların bir kısmı vatandaşlık elde etti ve içimizden biri oldular. Şehirlerde kendi gettolarını kurdular, kendi mahallelerini oluşturdular, tabelalar bile Arapçalaştı. Okullarımızda okuyorlar, toplu taşıma araçları neredeyse onlara hizmet etmekte. Hatta kendi çocuklarımızdan çok daha kolay şartlarda üniversitelerimize girebilmekteler. Hastaneler onlara çalışıyor vs. Bütün bunları geçtim, dikkat çekmeye çalıştığım konu, yapılan yardımların ensar ve muhacir kavramlarıyla tanımlanması.

Zaman zaman yapılan yorumlarda Suriyeli mülteciler muhacir olarak konumlandırılırken, onlara yardım edenler ise ensar olarak nitelendiriliyor. Oysa bu benzetmenin hiçbir tutar tarafı yoktur. Şu kadar söyleyeyim ki, bu tür romantik yorumlarla sadece bu kavramların içi boşaltılmış olur. Zira ne Suriyeli mülteciler muhacirlerin konumundalar ne de onlara yardım eden ülkemiz yurttaşları da ensarla eşitlenebilir. İkisi çok çok farklı.

Neden mi?

Çünkü Medine’ye hicret edenlere yardım eden ensar (Medineli müminler), kendi mülkiyetlerinden ve kendi rızalarıyla mallarından yardım etti. Diğer bir deyişle kamu bütçesinden yardım yaparak bu sıfatı kazanmadılar veya kendilerine böyle bir rol biçmediler. Onlar tarihte eşine rastlanmayacak büyük bir fedakârlık örneği sergilediler ve tamamen kendi mallarını ve imkânlarını muhacir kardeşleriyle paylaştılar. Kendilerine ensar rolü biçenlerden kaç kişi sahabenin yaptığını yapmakta? Sizce bu benzetme ne kadar doğru?

Ülkemize gelen sığınmacılara yapılan yardımlar devlet eliyle ve kamu bütçesinden sağlanmaktadır. Oysa böyle bir harcamaya taraftar olan olduğu gibi olmayanlar da vardır. Hâlbuki İslâm inancına göre yardımın özünde rıza ve gönüllülük esası söz konusudur. Dolayısıyla büyük bir kısmının rızası olmadan kamu bütçesinden yapılan yardımı ensarın yaptığı yardımlarla eşitlemeye çalışmak ve buradan rol çalmak sadece bu kavramların zayıflatılmasına ve tüketilmesine kapı aralar. Bu itibarla ensarın yaptığı eşsiz fedakârlığı kendi bireysel hesabımıza ve duygularımıza kurban etmemeliyiz diye düşünüyorum.

Medine’ye hicret eden muhacirlerle ülkemizdeki sığınmacıların eşitlenmesi de son derece yersiz ve anlamsız. Ne şartları ne de konumları aynıdır.

Neden mi?

Söyleyeyim, ben hiçbir muhacirin bizdeki mülteciler gibi Medine’de imtiyazlı vatandaş olarak yaşadığını tespit edemedim. Ya da onlardan bir tanesinin bile canı istediği zaman veya bayramda seyranda memleketine turistlik seyahat yapıp sonra da Medine’ye dönerek ensarın imkânlarından yararlandığını göremedim.

Üstelik muhacirler sırf inançları uğruna yurtlarını terk etmeye mecbur bırakılmıştı. Oysa ülkemize gelen mültecilerin hiçbirisi inançlarını yaşayamamaları gibi bir nedenle yurtlarını terk etmiş değil. Şunu da belirteyim ki, bu söylediklerimden kimse zalim Esed’e pay çıkarmaya kalkmasın. Sadece kavramlara yüklenen anlamı ve bu kavramların neyi ifade ettiğini anlatma derdindeyim.

Muhacirler Medine’de yan gelip yatarak ensarın kendilerini kurtarmalarını da beklemediler. Aksine onlardan daha fazla mücadele ettiler. Demem o ki, cafe köşelerinde nargile tüttürerek, sahillerde/sokaklarda gezinerek muhacirle eşitleme yapılamaz veya muhacir olunamaz. Elbette ki, genelleme yapmıyorum.

Şu da bir gerçek ki, mültecilerin ne ülkelerine dönme gibi bir derdi ne de bu topluma entegre olma gibi bir kaygıları var. Hallerinden gayet memnunlar. Geçmişte olduğu gibi önümüzdeki bayramda da yine çok sevdikleri ülkelerini ziyarete gidecekler, sonra tekrar ülkemize dönerek muhacir olarak hayatlarına devam edecekler. Keza bizler de sayelerinde ensar olma şerefini sürdüreceğiz.

Yazarın Yazıları
Corona’dan Felaket ve Helak Senaryoları Üretme09 Nisan 2020 Unutulan İslâmî İlke İstişare24 Şubat 2020 Kudüs İlk Kıble mi?31 Ocak 2020 Şiî Fanatizminin Alternatifi Sünni Fanatizmi mi?08 Ocak 2020 Müsriflik denizinde dindar kasıntılar04 Aralık 2019 DİN ADAMI TANIMLAMASI23 Kasım 2019 Hz. Peygamber’in Zeyneb’le Evliliği; İddia ve Polemikler01 Ekim 2019 Hz. Peygamber'in Cenazesini 17 Kişinin Kıldığı İddiası16 Eylül 2019 Kanayan Yara Kerbelâ09 Eylül 2019 Kurban, Kan ve Bayram10 Ağustos 2019
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM