Yılmaz HOCAOĞLU

AİLE OLMAK

Anayasamızın 41. Maddesinde “Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğrenimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” şeklindeki düzenlemesi ile aile kurumuna özel bir önem ve koruma atfetmiştir.

Ailenin bozulması, modern hayatın psikolojik ve maddi şartları, huzursuz bir neslin yetişmesine sebep olur. İnsanlar, çocuğa huzursuzluk ve bela gibi bakıyor; işte batı kendi kendini böyle bitiriyor. Bu sözler Nobel ödüllü fizyolog cerrah Alexis Carrel’e ait.

Aile hayatının güzelliği gibi hiçbir şey yoktur, bir memleketin yükselmesi; ev ve aile muhabbetine bağlıdır. Bu sözler de İngiliz yazar ve toplumsal eleştirmen Charles Dickens’a ait.

Aile kurumu, kendi varlık sebebi olan biyolojik boyutunun çok ötesinde, birbirini sürekli etkileyen psikolojik ve sosyal etkilerin hareketli ilişkisini içeren gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu özelliği sayesindedir ki çağları aşan bir kurum ve yapı olarak günümüze ulaşmış, gücünü ve etkisini sürdürebilmiştir. Kutsal kitaplarda bir erkek ve bir kadının yaratılıp cennetten kovulması ile yeryüzünde oluşturdukları aile ile başlayıp günümüze kadar gelen süreçte ailenin olmadığı bir topluma herhangi bir dönem ve topluluk olmamıştır. Tarih boyunca maruz kaldığı bazı şiddetli olumsuz etkiler karşısında aile kurumu bazen kısmen değişmiş, bazen belli oranda dönüşmüş olsa da hiçbir sosyal sistem ve hayat tarzı aileyi ortadan kaldıramamıştır.

Kur’an’da aile kurmanın asıl amacı huzurun sağlanması ve sevgi-merhamet temeline dayanan bir ilişkiyle mutluluğun elde edilmesi olarak belirlenmiştir. Allah, aile yuvasını insanların huzur bulacakları bir yer kılmıştır. Aynı idealler, değerler ve hedefler ve bu hedefler doğrultusunda oluşturulan güç birliği aileyi ve dolayısıyla her bir üyesini güçlü kılmakta ve güçlü hissettirmekte ve dolayısıyla aidiyet duygusunu geliştirmektedir.

Bu nedenledir ki ailenin korunması milletlerin ve devletlerin bekası için olmazsa olmazdır. Son yıllarda genelde Avrupa ülkeleri kaynaklı bir takım yıkıcı etkileri olabilecek akımlar, asırlardır varlığını devam ettiren aile kurumunu yıkmayı, etkisizleştirmeye ve dolayısıyla ulus devlet oluşumlarını ve millet kavramlarını yok etmeyi hedef edinmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 1. Maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığının görev tanımı “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.” şeklinde tanımlanmıştır. Tam da bu görev tanımına uygun olarak dinimizce sapkınlık olarak tanımlanıp haram kılınan bir konuda grevinin gereğini yapan ve kendi alanı ile ilgili toplumu aydınlatmaya ve LGBT türü oluşum ve yaklaşımların sapkınlık olduğunu, aile kurumunun yıpratılıp ortadan kaldırılması için topluma enjekte edildiğini söylediği için Diyanet İşleri Başkanı hakkında linç kampanyası başlatılmış, bu linç kampanyasının baş mimarları da ne yazıktır ki ülkemin iktidara talip ana muhalefet partisi ile mensubu olmaktan gurur duyduğum avukatlık mesleğinin bir il örgütü olmuştur.

Aile sağlıklı bireylerin yetiştirilmesi için en temel ve ilk kurumdur. Sağlıklı bireyler sağlıklı ve müreffeh toplumların oluşmasının ana unsurudur. Aile kurumunun düzenli ve sağlıklı işlemesi toplumların bekası için vazgeçilmez bir güvencedir. Bir toplumun sağlıklı ve huzurlu olup olmadığı, toplumun aynası aile yapısına bakılarak tespit edilebilir.

Kalın sağlıcakla…

Yazarın Yazıları
BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN 201 Temmuz 2020 UMUT VERMEYEN SİYASET11 Mayıs 2020 AİLE OLMAK10 Mayıs 2020 YORUMSUZ 124 Nisan 2020 Kehleden gelen saadet11 Mart 2020 MÜLTECİ SORUNUMUZ ÜZERİNE02 Mart 2020 BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN18 Şubat 2020 DİYET ÖDEMEYE DEVAM 204 Şubat 2020 SEÇİM Mİ?24 Ocak 2020 DİYET ÖDEMEYE DEVAM14 Ocak 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM