Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

EĞİTİM, YİNE EĞİTİM

      Bir milletin geleceğini garanti altına alabilmesi, ülkesinde huzurlu ve istikrarlı bir güven ortamı yaratabilmesi bazı değerlere sıkıca sarılmasına ve gerekli birtakım tedbirleri zamanında ve öncelikle almasına bağlıdır. Gelişmiş ve kalkınmış bütün ülkelerde bu hususların hiç ihmal edilmediği görülür. Araştırmalar söz konusu ülkelerde bu değerlerin ve tedbirlerin öncelik ve önemine göre sıralanışının eğitim-öğretim, kültür-sanat, millî güvenlik e ve ekonomi şeklinde olduğunu göstermektedir. Bu çok doğru, akılcı ve hayatın gerçeklerine uygun bir tespit ve sıralamadır. Zira iyi işleyen, düzgün bir eğitim-öğretim sistemi kuramamış milletlerin kültür alanında, millî güvenlikte, özelliklede ekonomide başarılı olmaları çok zordur. Çünkü bütün bu hususların gerçekleşmesi için her şeyden önce iyi bir eğitim alarak yetişmiş insanlara, dolayısıyla da o insanları eğitip yetiştirecek sağlam bire eğitim sistemine ihtiyaç vardır. Her iş ve meslekte başarılı olmanın ön şartı, iyi yetişmiş, eğitimli, bilgili ve deneyimli insanlara sahip olmaktır. Doğru ve yeterli bir eğitim almış insanlar, teşhis, tespit ve tedbirlerinde genel olarak başarılı olurlar. Eğer bir toplumda işler yolunda gitmiyorsa, insanlar huzurlu ve mutlu değillerse, dilde, dinde, sosyal ve ahlâkî değerlerde bir yozlaşma söz konusu ise, adalet doğru işlemiyorsa, o toplumun insanlarına verdiği eğitimde mutlaka bir eksiklik, aksayan bir taraf var demektir.

           O itibarla, her iş ve görevin başına eğitimi yeterli, işinin ehli, bilgili, dürüst ve çalışkan insanlar getirmek lâzımdır. Hatta bu da yetmez. Bu insanların çalışmalarını başarılı devlet politikalarıyla koordine etmek ve yönlendirmek de gerekir. Eğer bütün bunlar ihmal edilir, gerekli tedbirler zamanında alınmazsa işler çıkmaza girer; her alanda verimlilik düşer, toplumun düzeni alt-üst olur; huzuru kaçan, güveni sarsılan insanlar yoğun bir gelecek endişesi duymaya başlarlar. Bir toplumun huzurlu ve mutlu bir düzen içinde yaşamasından birinci derecede sorumlu olanlar, bizim genel olarak “aydın” dediğimiz okumuş-yazmış kimseler, yani eğitimlilerdir. Bugün günlük hayatımızda sürekli yaşadığımız, bir türlü bitmek bilmeyen didişme, çatışma, sataşma, ayrışma ve sağa-sola savrulmalar, ister istemez bizim eğitim sistemimizde işlerin hiçbir devirde yolunda gitmediğini, mutlaka aksayan bir taraf bulunduğunu, dolayısıyla da yetişmekte olan nesillerimize iyi bir eğitim veremediğimizi akla getirmektedir. Sosyal hayatın her bakımdan düzenli bir şekilde işlemesi için, devletin her kademesinde görev alan ve sorumluluk üstlenen herkesin çok iyi bir eğitim alarak yetişmiş olmaları gerekir. Onlar görevlerini eksiksiz, hilesiz-hurdasız yaptıkları ölçüde toplumun huzuru ve düzeni bozulmaz. Çünkü işler hep yolunda gider. Onlar daima örnek alınacak davranışlar sergilemedirler. Geniş halk kitleleri eğer onlara güven duyar ve inanırsa, onları örnek alır ve peşlerinden giderler. “Cemaat imama uyar.” sözü boşuna söylemiş bir söz değildir. Mutlaka dikkate alınmalıdır. Hep söylene geldiği gibi en faydalı, en isabetli ve en verimli yatırım elbet eğitime, insana yapılan yatırımdır. Bu doğru bir tespittir, ama her yatırımın amacına ulaşması için yapılması gereken başka birtakım işler de vardır. Eğer bunlar ihmal edilir ve yapılmazsa o yatırımdan beklenen verim alınamaz. En başta iyi bir plânlama yapılması, yatırımla üretim arasındaki dengenin iyi kurulması gerekir. Bu hem zaman, hem de kalite ve verimlilik açısından çok önemlidir. Bir işyeri sahibinin, bir işletmecinin, işi ile ilgili kurallara mutlaka uyması, çalışanları arasında disiplinli ve ahenkli bir çalışma düzeni kurması, alınması gereken tedbirleri yerinde ve zamanında alıp uygulamaya koyması lâzımdır. Ayrıca, bir iş yeri sahibi ve işletmeci, çalıştıracağı elemanları seçerken onların kaliteli, bilgili, dürüst ve çalışkan kimseler olmaları konusunda da son derece titiz ve dikkatli davranmak zorundadır. Aksi halde yapılan yatırımlar ve gösterilen bütün gayretler boşa gider, kâr yerine zarara yol açar.

 

         İşte bütün bu kural ve uygulamalar, eğitim-öğretimle ilgili olarak yapılan yatırımlar için de söz konusudur ve geçerlidir. Bir eğitim sisteminde ve uygulamalarında programların içerik olarak çok iyi hazırlanmış olması, okul binalarının ve dersliklerin yeterli sayıda, güzel ve gösterişli olmaları elbet beklenir, ama sadece bunlar iyi bir eğitim-öğretim sistemi için bir ön şart olarak düşünülemez. Önemli olan verilen ya da verilmesi amaçlanan eğitimin yeterli ve kaliteli olmasıdır. Eğer bu kalite tutturulamazsa, eğitime yapılan yatırımlar da boşa gitmiş demektir. Eğitime çok fazla yatırım yapan, ama kaliteyi ve verimi ön plâna almayan bir ülkenin, çocuklarına daha iyi bir eğitim verdiğini söylemek mümkün değildir. Bir devletin çok titiz bir dikkatle ele alması gereken ve birtakım palyatif tedbirlerle çözülmesi mümkün olmayan en önemli meselesi, eğitim-öğretim meselesidir, daha doğrusu öyle olmalıdır. Bu meselenin çözümüne de eğitim-öğretim kadrosunun, yani “muallimin, hocanın, öğretmenin” yetiştirilmesi ile başlanılması mutlaka bir ön şart olarak düşünülmelidir. Çünkü eğitim-öğretimin kalitesini ve verimini artıracak olanlar bunlardır. Çok iyi yetişmiş bir eğitim-öğretim kadrosuna sahip olunmadan eğitimin hiçbir meselesi doğru ve istenilen bir şekilde çözülemez. Eğitim-öğretim katarının lokomotifi öğretmenlerdir ve hiçbir eğitim sisteminin başarısı ve kalitesi, o sistemde görevli öğretmenlerin başarı ve kalitesinden daha üstün olamaz

           Ama ne yazık ki, 170 yılı aşkın bir süre her kademede görevli eli öpülesi öğretmenlerini yetiştirmiş olan okullarının 1970’li yıllarda kapatılmasından sonra, bu ülkenin maalesef öğretmen yetiştiren bir kurumu yoktur. Elbet buna paralel olarak eğitim-öğretimin kalitesi de giderek düşmüştür. O yıllarda devletin başında bulunan siyasî aktörlerin, hiçbir yükseköğretim kurumuna girememiş lise çıkışlı gençlere 45 günlük bir kurs sonunda 3 yılık  Eğitim Enstitüsü diploması verip öğretmen yapmakla, İlk öğretmen okullarını, Eğitim Enstitülerini ve Yüksek Öğretmen Okullarını kapatmakla hangi amaca hizmet ettikleri hâlâ anlaşılabilmiş değildir. Bugün de elinde bir yüksekokul diplomasına olan ve uygulanan bilmem ne testinde şu kadar puan tutturanlar öğretmen yapılmaktadır. Bu tür uygulamalarla eğitimin kalitesinde hiçbir gelişme sağlanamaz. Öğretmen çok özel bir mesleğin mensubudur. Öğretmenlerin seçimi ve yetiştirilmesi de o ölçüde özel şartlara tabi olmalıdır. Devletin hiç vakit geçirmeden yeni bir öğretmen yetiştirme modelini hayata geçirmesi şarttır. Bunun için de kapatılan Yüksek Öğretmen Okulu modeli, bazı küçük değişikliklerle çok uygun bir örnek olabilir. Sözgelimi,  öğretmen olmak isteyen lise mezunları arasından iki dereceli (yazılı ve sözlü) bir imtihanla seçilen öğrenciler, İstanbul, Ankara ve İzmir’deki eski Yüksek Öğretmen Okulları yerleşkelerinde toplanırlar ve öğrenimlerini üniversitelerin ilgili fakülte ve bölümlerinde yaparlar. Öğretmenlik eğitimini de Yüksek Öğretmen Okulu’nda alacakları dersler, seminer, konferans ve diğer çeşitli etkinliklerle tamamlarlar. Aynı yerleşkede yatıp kalkan, yemeklerini aynı yemekhanede yiyen, birlikte eğlenen, aynı kantinde sohbet edip çay içen ve birlikte ders çalışan bu öğrenciler dört yıl boyunca iyice kaynaşır ve tanışırlar. Böylece her kademe ve branştaki öğretmenlerimiz aynı kaynaktan ve aynı haklara sahip olarak yetişmiş olurlar.                                             

        Çok iyi bilinmelidir ki, her alanda iyi bir eğitim alarak yetişmiş insanlara sahip olmayan bir toplumda, devlet mekanizması iyi ve düzgün işlemez, hâliyle verimli de olmaz. Böylece sosyal ve ekonomik dengesi bozulan toplumun her kesiminde, politikada, bürokraside işler aksar, her iş kolunda ve fabrikalarda verim düşer, sanat ve kültür hayatı zayıflar ve giderek o toplumda manevî ve ahlâkî değerler de yozlaşır. Adalet mekanizması doğru işlemez, hak yerini bulmaz, soygunlar, cinayetler ve çeşitli suiistimal sıradan olaylar hâline gelir. Buna karşılık, hemen her alanda çok iyi bir eğitim alarak yetişmiş, kişilikli, bilgi ve kültürel birikimi mükemmel kadrolara sahip bir toplumda işler hiç aksamaz, düzenli bir şekilde yürür, gider. Ancak bunun için her işi ehline vermek, “ayakların baş, başların ayak olmasına” da imkân vermemek gerekir. Genç bir nüfusa sahip bir ülkeyiz biz. Bu genç kitlenin yeteneklerini ve tercihlerini ortaya çıkaracak, onların zengin bir bilgi ve kültür birikimine sahip olmalarına imkân verecek ve zihinlerini besleyecek güçlü bir eğitimle yetiştirilmeleri ve hayata hazırlanmaları lâzımdır. Devletin en önemli meselesi bu olmalıdır. Eğitim sadece para kazanmanın ve zengin olmanın yollarını öğretmez, öğretmemelidir. Her insan bir toplum içinde başka insanlarla bir arada yaşar ve dünyada başka ülkeler ve başka insanlar da vardır. O bakımdan, gençlere çağdaş olmakla vatansever olmanın iç içe ve uyumlu kavramlar olduğunu, insan ve tabiat sevgisini, başka insanların haklarına saygılı davranmayı, kendi ülkemizin ve milletimizin haklarını ve çıkarlarını elbet ön plânda tutmakla beraber, onlara diğer ülkelerle de sürekli ve sağlıklı ilişkiler kurabilmeyi birlikte öğretmeliyiz. Ülkemizin ve çağımızın gerçeklerini, yenidünya düzeninin pazarlamasını yapan ve süreklilik kazanması için çalışan küresel güçlerin görünürdeki söylemlerinin arkasındaki asıl amaçlarını, gençlere en doğru bir şekilde anlatmak ve öğretmek mecburiyetindeyiz. Ayrıca onlara birtakım sosyal ve ahlâkî değerleri öğretmeyi de asla ihmal etmemeliyiz. Onları düşünce kabiliyetini geliştirmiş, süratli ve kolay kavrayabilen, inanan, hayâl eden, kendinde herhangi bir işi gerçekleştirme gücü bulan, her türlü yanlış ve çelişkili tutumlar karşısında bile tarafsız ve objektif davranabilen, erdemli ve özgüven sahibi gençler olarak yetiştirmeliyiz. Bunun için de her şeyden önce bu gençleri eğitecek öğretmenleri yetiştirmeyi mutlaka başarmalıyız.     

         Köy kavramı artık hayatımızdan çıkmıştır. Köyler şehrin bir parçası, bir mahallesi oldular. Mahallesi olmayan okul olmaz. Oralarda kapısına kilit vurulup çürümeye terk edilmiş binlerce okul var. Onlara yapılan bunca yatırımın boşa gitmesi bir yana, şimdi çocuklar servislerle başka mahallelere taşınıyorlar. Yedi yaş civarındaki bir çocuğu ailesinden, komşularından, evlerinin bahçesinde oynadığı arkadaşlarından ayırıp okusun diye başka bir mahalleye taşımanın mantığını anlamakta gerçekten zorlanıyor insan. Kapalı okullar yeniden açılmalı, anne-babalar işlerine, tarlalarına, bağ ve bahçelerine gidip gelirken eskiden olduğu gibi okul bahçesinde cıvıldaşıp oynaşan çocuklarının sesini duymalı ve çocuklar öğle yemeklerini evlerinde yiyebilmelidirler. Mahalle camisinde günde beş vakit okunan ezan sesine, okul bahçesinden yükselen İstiklâl Marşı’mızın nağmeleri eşlik etmeli, ay yıldızlı bayrağımız okul önündeki gönderinde gururla dalgalanmalı, öğretmenlerle imamlar millî birliğin, kardeşliğin, kaynaşmanın, huzur ve mutluluğun türküsünü birlikte söylemelidirler. Bütün bunlara her şeyden fazla ihtiyacımızın olduğu günlerden geçiyoruz. O bakımdan, birtakım yeni bedeller ödememek için eğitim sistemimizi sil baştan ele almayı ve yeniden yapılandırmayı mutlaka düşünmeliyiz.             

         Tarih boyunca her ülkede eğitim-öğretimle ilgili yapılan uygulamalara, yazılmış yazılara ve söylenmiş sözlere bakılırsa, hemen hepsinde yukarıdan beri söylediklerimizin benzeri ifadelere yer verildiği ve benzer tedbirlere başvurulduğu görülür. Bu da bize, insanoğlunun eskiden beri hep iyi bir eğitim sisteminin arayışı içinde olduğunu gösterir. Çoğu ülke aradığını bulmuş ve kendi şartlarına uygun iyi bir eğitim sistemi geliştirmeyi de başarmıştır. Mevlâna, “Bulanlar ancak arayanlardır.” der. Biz de hep arıyoruz, ama maalesef kendi şartlarımıza, kültürel değerlerimize, sosyal ve millî yapımıza uygun bir eğitim-öğretim sistemi bulamıyoruz. Bekleyelim. Bakalım ne zaman bulacağız?

Yazarın Yazıları
KİTAP, OKUYUP ÖĞRENME VE BİLGİ TOPLUMU 26 Eylül 2020 HAYAT VE ÖLÜM ÜSTÜNE11 Eylül 2020 TÜRK, TÜRKLÜK VE TÜRK MİLLETİ10 Ağustos 2020 İNSAN VE AHLÂK ÜSTÜNE 23 Haziran 2020 DİL, KÜLTÜR VE SANAT EĞİTİMİ 08 Haziran 2020 EĞİTİM, YİNE EĞİTİM22 Mayıs 2020 TANZİMAT VE SONRASI GELİŞMELER (2)11 Mayıs 2020 TANZİMAT VE SONRASI GELİŞMELER (1) 27 Nisan 2020 ELBET BATILILAŞMALIYIZ, AMA NASIL?13 Nisan 2020 AYDIN KAVRAMI ÜSTÜNE30 Mart 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM