Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

İNSAN VE AHLÂK ÜSTÜNE

Biliyoruz ki insan yalnız bedenden ibaret bir varlık değildir. Onu, diğer canlılardan ayıran sadece konuşan, düşünen, başaran ve üreten bir varlık olması da değildir. Bunların dışında onun bir ruhî hayatı, kalbi, gönlü, iç âlemi ve manevî dünyası da vardır ve insanı öteki bütün canlılar arasında farklı bir konuma yükselten ve ona bir üstünlük kazandıran asıl değerler de bunlardır. Bu özellikler Yaradan tarafından canlılar içinde sadece insana verilmiştir. O sebeple, yalnız bedeni ihtiyaçlarının giderilmesi, karnının doyurulması, zengin olması, malı-mülkü, unvanı, makamı, kılık kıyafeti, hatta aklı ve zekâsı insanın mutlu olmasına yetmez. İnsanın karnını doyururken, aklını ve zihnini eğitirken, onun kalp ve gönül açlığını gidermeyi ve onları eğitmeyi de ihmal etmemek lâzımdır. Cenap Şahabettin, “Karnı aç olandan çok kalbi aç olanlara acırım” sözleri ile buna işaret etmek istemiştir. Zira karnı doyan, sosyal konumu değişen ve yükselen insanın başka bir takım ihtiyaçları daha ortaya çıkar. O bakımdan insanın sağlam bir kişiliğe ve karaktere sahip olması için onun manevî ihtiyaçlarının karşılanması, kalp ve gönül açlığının giderilmesi de gerekir. Aksi halde o, nefsine mağlup olur; acımasız, merhametsiz, zalim, gaddar ve bencil olabilir, birtakım olumsuz tavır ve davranışlar içine girebilir ve hatta giderek kirli, basit, pespaye ve süflî bir hayata doğru çok hızlı bir şekilde sürüklenebilir. Tanpınar Mahur Beste adlı romanın bir yerinde, “Her şeyin bir çaresi vardır, fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.” der. Bu duruma düşmemek için de hiç şüphesiz insanî ve ahlâkî birtakım değerlere sahip olmak, onları özümsemek, onları bir hayat tarzı ve bir yaşama üslubu hâline getirmiş olmak çok önemli ve gereklidir. Ünlü filozof Sokrates, ahlâk terbiyesinin bir insan için ekmek ve elbiseden daha lüzumlu olduğunu söyler. “Ben erdemden başka zenginlik tanımıyorum.” diyen İbn-i Sina’ya göre ise “İtimada lâyık en büyük iki şey, akıl ve iyi ahlâktır.” Ona göre, “Eğer insanı sadece akıl yönünden eğitiyor, ahlâk yönünden eğitmiyorsanız, toplumun başına yalnızca bir belâ yetiştiriyorsunuz demektir.”  Eski Amerikan devlet başkanlarından Theodore Rousevelt de bu konuda İbn-i Sina gibi düşünür ve bu görüşünü o, çok az bir değişiklikle, “Bir insanı ahlâken eğitmeden sadece zihnen eğitmek,  toplumun ortasına bir bomba bırakmaktır.” şeklinde ifade eder. Merhum Hüseyin Nihal Atsız hocaya göre de, “Milletlerin temeli ahlâktır.  Ordu, bilgi, teşkilât gibi şeyler ahlâktan sonra gelir. Milletler ancak ahlâkça yüksek oldukları zaman büyürler.”

        Arapça hulk ya da huluk (bir insanın doğuştan getirdiği yaradılış özelliği; huy, tabiat, yaradılış) kelimelerinin  çoğulu olan ahlâk kelimesini, çeşitli sözlük ve ansiklopediler, “İnsanın yaradılışında var olan, Allah’ın ona fıtratına uygun olarak verdiği, onu insan yapan ruhî huylar ve güzelliklerle sonradan kazandığı manevî yapısının özelliklerini ortaya koyan birtakım davranış ve tavırlar bütünü; edep, iyi özellikler, güzel huylar, fazilet, erdem, hüsnühâl” vb. şeklinde tanımlarlar. Şüphesiz bunlar doğru tespit ve değerlendirmelerdir.  Ancak bir insanı ahlâklı kılan yalnız bunlar da değildir. İnsanın mizacı ve karakteri, doğuştan getirdiği bütün bu değerlerle birlikte, içinde doğup büyüdüğü sosyal çevreden aldığı tesirlerin, özellikle de yetişme tarzı, aldığı olumlu, kaliteli bir eğitim ve terbiyenin kaynaşması ile oluşur ve şekillenir. Ahlâkla ilgili alışkanlıkların kazanılmasında hiç şüphesiz dinî tecrübe ve bilginin de çok önemli bir payı vardır. Doğru ve sağlam bir dinî bilgi, her türlü iyilik ve güzelliğin özünü, esasını, dolayısıyla ahlâkın da temelini teşkil eder. Din olmadan yüksek bir ahlâkın kurulması çok zordur,  hatta mümkün değildir. Ünlü İngiliz şair ve yazarı John Ruskin’e göre pek çok din vardır, ama sadece bir tek ahlâk vardır. Çünkü her dinin ve her toplumun ahlâk anlayışı ve telakkisi kendine göredir. Sözgelimi bizim ahlâk anlayışımızın kaynakları Kur’an ve sünnettir. Peygamberimiz Hz. Muhammed, “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” demiştir. Dinlerin ve toplumların ahlâk anlayışları farklı olsa da,  hepsinin ortak paydası ve gayesi, insanı doğru, iyi ve güzel olana yöneltmek, huzurlu ve mutlu insanların yaşadığı bir toplun oluşturmaktır. Şuurlu bir toplumda da ancak ahlâklı, sağlam karakterli insanlar itibar görür, ayrı bir değer ve üstünlük kazanırlar. Daha doğrusu öyle olmalıdır. İnsanı insan yapan asıl değerler onun sahip olduğu ahlâkî değerlerdir. Bu değerlerin en başında da gönül zenginliği, tok gözlülük, dürüstlük, güvenirlilik, merhamet, paylaşma ve acıma duygusu, çalışma azmi, düşünme, yapma ve başarma yeteneği, sevgi ve aşk anlayışı, sevecen, güler yüzlü ve hoşgörü sahibi olmak vb. tavır ve davranışlar gelir. Bu değerler insanın bedenî yapısında, dış görünüşünde, malında mülkünde, makam ve unvanında değil, onun her türlü tavır ve davranışlarında, yaşayış tarzında, sosyal ilişkilerinde ve sağlam karakterinde kendini gösterirler. “Hayvanın alacası dışında, insanınki içindedir” sözü ile anlatılmak istenen budur. Sokrates’e göre, “Bir insan için ahlâk terbiyesi, ekmek ve elbiseden daha lüzumludur.”  Hz. Ali’ ye göre de, “Güzel ahlâk, en güzel dindarlıktır.” Hz. Ömer ise “Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz.” derken, bir başka dünür de, “Ne insanlar gördüm, üstünde elbise yok; ne elbiseler gördüm, içinde insan yok.” diye hayıflanır. Öğle güneşinde elinde fenerle sokakta dolaşan Sinoplu Diyojen’in, bu sıcakta ne yaptığı sorulunca, “insan arıyorum” demesinin sebebi de budur.  Amerikalı ünlü şair ve yazar Charles Bukowski’ nin de dediği gibi “Kuşkusuz ki en büyük ön yargımız, etrafımızdaki herkesi “insan” sanmamızdır” Mevlâna da, “Sakın görünüşe aldanma. Görünüşte herkes insandır, ama gerçek insan hâl ehli olandır. Her sedefte inci bulunmaz.” demektedir. Hintli ünlü bir hayırsever iş adamı olan Ratan Naval Tata’ya göre de, “İnsanoğlu olmakla insan olmak arasında pek çok fark vardır. Ancak çok az kimse bunu anlar.”  Ahlaki öğütlerle dolu Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hâcip’e göre, “Gerçek insan, gönlünü avucuna alıp halk içinde utanmadan gezebilendir.”

         Bütün bunlar bize gösteriyor ki, önemli olan her şeyden önce gerçek anlamda insan olmaktır. İnsanın çok zeki, akıllı, varlıklı, fakir, makam ya da unvan sahibi olması onu insan yapmaz. Onu insan yapan, toplum tarafından iyi, güzel ya da kötü olarak nitelen davranışları, sahip olduğu manevî nitelikleri ve huylarıdır. Ahlaki değerleri özümsemiş, her türlü kötülükten arınmış, iyi ve güzel davranışları bir hayat tarzı, bir yaşama üslubu hâline getirmiş bir insan, nefsine hâkim olan, yumuşak huylu, iyi niyetli, fedakâr, öfke ve şiddetten uzak duran insandır. O, ayırmaz, uzlaştırır ve barıştırır. Çevresine faydalı olan ve ölünce arkasında hoş bir seda bırakan insanlar, ahlâklı, gönül ve düşünce dünyası zengin, güvenilir, sevecen ve hoşgörü sahibi insanlardır. Bu tip insanlardan hiç kimseye zarar gelmez. Onlar her şeyi Allah rızası için yaparlar. Onları farklı, güçlü,  kişilikli ve güvenir kılan da en başta işte bu özellikleridir. Kültürlü ve bilinçli bir toplum da ancak böyle insanları bağrına basar, onlara saygı gösterir, sever ve yüceltir. İnsanoğlu, ömrü boyunca iyi, güzel veya kötü olarak nitelenebilecek pek çok olayla karşılaşır, görür, duyar, yapar ve yaşar. Sonra da ömrünü tamamlar ve gider. Burada önemli olan geride iyi ve güzel hatıralar, hoş bir seda bırakarak gitmektir. Bunu başaranlar hiç unutulmaz, hep hayırla yad edilirler, başaramayanlar ise unutulup giderler.

 

Yazarın Yazıları
İNSAN VE AHLÂK ÜSTÜNE 23 Haziran 2020 DİL, KÜLTÜR VE SANAT EĞİTİMİ 08 Haziran 2020 EĞİTİM, YİNE EĞİTİM22 Mayıs 2020 TANZİMAT VE SONRASI GELİŞMELER (2)11 Mayıs 2020 TANZİMAT VE SONRASI GELİŞMELER (1) 27 Nisan 2020 ELBET BATILILAŞMALIYIZ, AMA NASIL?13 Nisan 2020 AYDIN KAVRAMI ÜSTÜNE30 Mart 2020 DÜNYA NEREYE GİDİYOR?22 Mart 2020 İNSAN, AKIL VE DUYGU ÜSTÜNE 11 Mart 2020 BİLGİNİN VE TECRÜBENİN ÖNEMİ02 Mart 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM