Vedat ÇINAROĞLU

15 TEMMUZ’UN ÇÖZÜMÜ-1

15 Temmuz 2016’da gerçekten ne oldu? Bu soruyu özünüze sorunuz ve yanıtını hiçbir siyasi görüş, hiçbir inanç kalıbı, hiçbir ön yargı olmaksızın bulmaya çalışınız. Ben bu yöntemle bir çözümleme yapmaya çalışacağım. Bilinmelidir ki, bu çözümlemede beni etkileyenler; “Devlet” sistemi içindeki deneyimlerim, tanıklıklarım, TBMM’deki çalışmalarım ve sunacağım belgeler olacaktır. Üyesi olmaktan kıvanç duyduğum ulusum için doğru bildiklerim ışığında bir çözümleme yapmak uğraşında olacağımdan kaygı duyulmamasını dilerim.

15 Temmuz 2016’ya; “FETÖ’nün Darbe Girişimi”, “Kontröllü Darbe”, “Tiyatro” adları verenler oldu. Adı ne olursa olsun gerçek amaç; “Cemaat” adı altında Türk Devletinin ele geçirilerek Cumhuriyetin temel niteliklerini ortadan kaldırmak, Eş’arî temelli bir İslâm Devleti kurarak Türk varlığını etkisizleştirmek ve Türk Birliği’nin gerçekleşmesini engellemektir. ABD ve diğer yayılmacıların gerçek ve ortak amaçları budur. Erol Bilbilik’in, “Rockefeller’in Küresel Celladı” adını verdiği ünlü ABD’li stratejist Zbigniew Brzezinski, ABD ve ASYA’nın “ Avantajları- Dezavantajları”nı karşılaştırdığı “Stratejik Vizyon” adlı kitabının kapağında şu cümle yazılıdır: “Türkiye’yi içine katamayan bir Batı’nın, Asya’nın yükselişinin önüne geçmesi zordur.” Bu saptamayı unutmadan çözümlememizi sürdürelim. “Türk Birliği’nin bir gün mutlaka gerçekleşeceğine inanıyorum.” Diyen Atatürk’ün Cumhuriyetin 10ncu yıl kutlamaları sırasında Ziraat Bankası Genel Müdürü’nün odasında “ Cumhuriyeti kurdunuz ancak bize yeni hedefler göstermediniz!” diyen genç hekim Zeki Bey’e verdiği yanıtı anımsayalım: “ Şimdi söyleyeceklerimi halkın önünde söyleyemem. Çünkü; arkamdaki haritayı görüyor musun? Ülkemizin kuzeyinde coğrafyamıza doğru abanmış bir ülke var! Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır. Manevî köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir körüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların(Dış Türklerin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli. Şimdi git, Türk Devleti’inin yeni hedefinin bu olduğunu anlat!”

1997 yılında Genelkurmay Başkanlığı yeni bir “Anlayış” belirler: 1. Türkiye Cumhuriyetini hedef alan yapıların “yerinde” yok edilmesi. 2. Türk Devletleri ile İşbirliği. Türk Devleti’nin bu yeni anlayışı, 8 Mart 2002 tarihinde dönemin Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekteri Orgeneral Tuncer Kılınç tarafından Harp Akademilerindeki bir toplantıda şu cümle ile duyuruldu: “ABD’yi gözardı etmeden Türkiye’nin, Rusya ve İran’ı da içine alan bir bölgesel arayışa girmesi gereklidir.” Bu yeni anlayışın gerçekleştirme çalışmaları, ABD’ye gitmeyen tek Genelkurmay Başkanı olan Hüseyin Kıvrıkoğlu döneminde başlatılmıştı. Dönemin Genelkurmay Personel Başkanı Saldıray Berk’in bu çalışmaya katkıları da önemlidir. Ne var ki ABD’nin Irak’ı ele geçirmesine karşı çıkan, Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanı olmasını uygun görmeyerek görevinin bir yıl uzatılmasını isteyen Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun bu isteği DSP-MHP-ANAP hükümetince nedense uygun görülmedi! Sonrası bilinen gelişmeler; “Atabeyler”, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Poyrazköy” ve diğerleri(Türk Ordusunu Çökertme dizi eylemleri) ve “Kasaptaki ete soğan doğramam!” saçmalamaları!

Devam edelim…

Yayılmacıların Türklüğü yok etme tasarımları Atatürk’ün uçmağa varışından hemen sonra başlamıştır. İnönü döneminde Sovyetler Birliği’ne hoş görünmek için yapılan Türkçülük karşıtı uygulamalar, ödünler vererek NATO’ya girmek çabaları bilinmektedir. Demokrat Parti döneminde(1950-1960) yayılmacılara, özellikle ABD’ye verilen ödünler doruk yaparak Kuran kursları ve İmam Hatip Okulları ile Eş’ari İslâmcılığın önü açılmıştır. 1960 Askeri Darbesinde Türkçülerin(14’ler olayı) Türk Ordusu’ndan ayıklanma-etkisizleştirme çabaları 1980 Askeri Darbesi’nde de sürdürülmüşdür.1980 darbesinden sonra ilginç bir gelişme vardır: Türk Tarih Kurumu’nun üstünde Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adı ile bir yapı oluşturularak, bu kuruma “Türk-İslâm Sentezi” başlıklı yeni bir “Devlet Anlayışı”nın uygulama görevi verildi. Yalnızca bu kurumda değil, Devlet Planlama Teşkilatında bile ilgili kümeler oluşturuldu. Aydınlar Ocağı kökenli bu tasarımın kuramcılarının Nurcu ve Siyasal İslâmcı olmalarına ilginç

değil mi? 1980’den sonra Türkiye’de adım adım Eş’ari İslamcıların siyasi iktidarlarının yolu açılmış oluyordu. Bu özetten sonra 15 Temmuz öyküsüne dönebiliriz.

Graham E. Fuller ABD’li eski istihbarat uzmanı. Yirmi yıl boyunca Türkiye, Lübnan, Suudi Arabistan, Yemen, Afganistan’da CIA operasyon şefi olarak görev yaptı. 2014’de “ Türkiye ve Arap Baharı” adlı bir çalışmasını kitap olarak yayınladı. O kitaptaki saptamalara bakalım: “ Nakşibendi, Kadiri ve Ticani gibi Türk Sufî tarikatlarının çoğunun aynı zamanda uluslararası bağları olup, sınır ötesi faaliyet gösterirler; söz konusu uluslararası bağlar ise bu hareketleri kuvvetlendirir ve devletin bunları kontrol etmesini zorlaştırır.”(1) Türkiye’deki cemaat, tarikat ve diğer dini yapıların yabancıların denetimde olduğu savları ABD istihbaratınca da doğrulanıyor.

“ Osmanlı İmaratorluğu’nun son döneminin en önemli entelektüel şahsiyetlerinden biri, etkili Sufî figür Bediüzzaman Said Nursî idi.”(2) “Gülen’in hareketi bugün ılımlılık, diyalog ve İslâmda modernite arayışına öncellik veren dünyadaki en geniş, en güçlü ve etkili İslâmi harekettir.”(3) 1966’da İzmir’de bir camiye tayin edilmesiyle Gülen, Nursî’nin fikirlerini pratiğe koymaya başlamıştı. İzmir siyasal İslâmın hiçbir zaman kök salmadığı bir kenttir. Ancak iş adamları ve profesyonel orta sınıf, kanatları altında büyüdüğü devlet bürokrasisinin kısıtlamalarından rahatsız olmaya başlar ve piyasa dostu politikaları desteklerken, muhafazakâr yaşam tarzının da en azından bazı unsurlarını korumuştur. Bu tür iş adamları büyük ölçüde Batı yanlısıydı çünkü hükümeti ilk kez 1950’de serbest seçimlere izin vermeye ikna eden Batı(özellikle ABD) etkisi ve ekonomik büyümeyi zirveye taşımış olan ABD yardımıydı.(3) …Yine de Hizmet’i tamamen ‘siyasetin dışında’ sayamayız: daha büyük siyasi ve dini özgürlüklerin söz konusu olduğu geçen on yılda, hareketin mensupları, bireyler olarak –öteki kurumların yanında- yargı ve emniyet örgütleri içinde – Kemalistlerin hakim olduğu dönemde uzun zaman mahrum bırakıldıkları- pozisyonları doldurmak suretiyle iktidar koridorlarına erişimin tadını çıkarmışlardır…Hizmet böylece yıllar içinde bürokrasinin bazı kilit mevkilerinde önemli bir etki gücüne kavuşmuştur.(4) Bu tanımlamalar Osmanlı döneminde Said Nursî ile başlatılan İngiltere denetimdeki Türklüğü yok etme çabalarının, AKP iktidarlarında FETÖ ile yapılan iş birliği ile, ABD denetiminde sürdürüldüğünü göstermektedir.

“…Kendisi Türk milliyetçiliği ile İslâm arasında bir çelişki görmeyen farklı bir Türk/Osmanlı İslâm anlayışı geleneğinden gelmektedir. 1980 Darbesi sırasında – geniş çaplı ulusal kargaşa ve aşırı sol örgütlerden gelen şiddet tehdidinin olduğu bir zamanda- askeriye Gülen’i yeni bir Türk-İslâm sentezi – solcu bir düşmana karşı milliyetçilik ile dini bir araya getirmeye dönük devletin yeni ideolojik düzeni- oluşturmaya yardım etme konusunda faydalı biri olarak görmüştür.”(5) Fuller, Türk-İslâm Sentezi ile FETÖ’yü bütünleştirmekte ve bu tasarımın, 1980 Darbe yönetiminin olduğunu savunarak ABD etkisini gözden kaçırmak istemiştir. 4ncü paragrafta sunduğum tasarım savıyla Fullerin bu saptaması örtüşmektedir. ABD’nin, 1980 Darbesinde, yerli iş birlikçileri ile Türklüğü/Türkçülüğü ortadan kaldırmak amacıyla Türk-İslâm Sentezi tasarımını FETÖ ile uygulatmak istediği anlaşılmaktadır. Ancak, “Türk-İslâm Sentezi”ndeki “Türk”ün; “İslâm”la etkisizleştirilme aracından başka bir şey olmadığı açıktır. Gerek 1980 Darbesinden sonra gerekse AKP dönemlerinde Türkçüler devlet kurumlarından ayıklanır ya da etkisizleştirilirken Türklük karşıtı İslâmcılar, Fuller’in saptadığı gibi “iktidar koridorlarına erişimin tadını çıkarmışlardır”. (Türk- İslâm Sentezi tasarımı bu nedenle ayrı bir konu olarak tarafımdan araştırılmaktadır ve tamamlandığında ulusumuza sunulacaktır.)

…”Esasen açıkça ifade edilmese de, hareketin ardında yatan temel bir kavram, çağdaş ve küreselleşen bir Türkiye ve ötesinde başarıyla iş yapabilmeleri için Müslümanların güçlendirilmesidir.”…” Gülen’i eleştirenler buna toplumun ‘İslâmileştirilmesi’ diyorlar; başkaları bunu inananların günümüz toplumunda – kendi değerlerini korurken- güçlü ve pratik bir rol oynamalarını sağlamak olarak görebilir. İronik biçimde, bazı keskin seküler eleştirmenler Hizmet’in potansiyel olarak Kemalist Türkiye’nin laik ideolojisine İslâmi şiddet ya da kaba ‘devleti ele geçirme’ çabalarından daha büyük bir tehdit olduğu düşüncesindedirler.”(6) Fuller de, “ açıkça ifade edilmese” diyerek FETÖ’nün amacının Cumhuriyet yerine İslâm Devleti kurmak olduğunu onaylıyor. İronik olarak görse de; Türklük, Cumhuriyet ve Atatürk yolcularının 15 Temmuz 2016’da haklı oldukları ortaya çıkmıştır.

Graham Fuller, 2014 yılında ABD’de yayınlanan “Arap Baharı ve Türkiye” kitabında FETÖ’nün Türk Devleti’ni ele geçirerek yerine gerici bir İslâm Devleti(Yeni Osmanlı) kurmak amacında olduğunu, bunun bir ABD tasarımı olduğunu açıkça yazmıştır. Türkiye’deki siyasi iktidarın, istihbarat örgütlerinin,

Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu açık bilgiden yoksun olduklarını düşünmek olası mıdır? Bu ve gelecek yazıda yazacağım açık bilgiler istihbarat çarkına konulduğuna Batı(ABD) denetiminde alçak bir saldırının gelmekte olduğu görülememiş olabilir mi? Bu durumda 15 Temmuz 2016’da gerçekte ne oldu sorusunun yanıtını başka tasarımlarda aramak gerekmez mi?

Türkçü, Cumhuriyetçi, Atatürkçü gözler ve uslar bu ve yürürlükteki yeni alçak saldırıları görüyor, yazıyor ve söylüyorlarken; Tam bağımsızlık ve özgürlükten ödün vermeyeceklerini haykırıyorlarken satranç tahtasında “mat”ın iyesi kim olacaktır? Türklüğe saldırı imgeleri kuranlar; Türk ulusu, Türk yurdu ve Türk Devleti için atan yüreklerin aşkını Grup Orhun’un “Seni Sevmek” adlı türküsündeki şu sözler ile anlayabilirler: “Savrulur ömrümüz gibi bayraklaşan o saçların/ Özgürlüğün türküsünü söyle der o bakışların.

(1) Türkiye ve Arap Baharı, Graham E. Fuller, Eski Kitaplar, Ankara Haziran 2016, Sf.199

(2) Age, Sf.199

(3) Age, Sf. 203

(4) Age, Sf. 227

(5) Age, Sf. 228

(6) Age. Sf. 208

Yazarın Yazıları
15 TEMMUZ’UN ÇÖZMEK-211 Ağustos 2020 15 TEMMUZ’UN ÇÖZÜMÜ-121 Temmuz 2020 DİL-EKİN-ULUS-UYGARLIK30 Haziran 2020 GENÇLERE GERÇEKLER09 Haziran 2020 TEKE’DEN SÜT SAĞMAK01 Haziran 2020 19 MAYIS16 Mayıs 2020 PERŞEMBE’NİN GELİŞİ01 Mayıs 2020 ULUSAL EGEMENLİK22 Nisan 2020 YANLIŞTA DİRETMENİN ANLAŞILMAZLIĞI07 Nisan 2020 KALIT29 Mart 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM