Prof. Dr. İsrafil BALCI

Merhaba Décadence

"Çözülme, bozulma, çöküş, batma, tükenme ve gerileme” gibi anlamlara gelen“ décadence” kavramı, Latince kökenli bir kelime. Nietzsche okuyanlar onun felsefesinde nihilizmin bir sonucu olarak bu kavrama aşinadır. Kelimenin Almanca karşılığı olmadığı için Nietzsche bu kavramı orijinal haliyle kullanmıştır.

Bir yandan son dönemde yaşanan tartışmalar ve oluşturulan suni gündeme, diğer yandan dinî-entelektüel birikimimize bakınca, kavramın bizimle de alakalı olduğu geldi aklıma. Deyim yerindeyse nihilizm tersten işlemekte ve Müslümanlar özellikle dinin kurucu ilkeleri bağlamında adeta kendi çöküşlerine doğru hızla ilerlemekte.

Hemen hemen tüm dinî değerleri tükettik. Kimse kimseye inanmaz oldu. Güven, ahlak, adalet, liyakat, ehliyet, ahde vefa, kamu malı hassasiyeti, emaneti ehline verme, istişare, yardım, himmet, hizmet, sevgi, barış, kardeşlik…vs aklınıza ne gelirse hemen hepsini bir bir değersizleştirdik veya tükettik el birliğiyle.

Son birkaç günün tartışmasına bakın. Ayasofya, kılıçlı hutbe, lanet okuma, kılıçlı bayram namazı, halifelik retorikleri, İstanbul Sözleşmesi, LGBT, KADEM, ahmak, fahişe, yeni parti kurma…vs. Sn. Ahmet Tezcan bu gündeme gönderme yaparak “İkrah Yazısı” başlığıyla son derece dikkat çekici bir makale kaleme aldı ve özetle sunî gündemlerle çürümüşlüğe doğru gidişe dikkat çekti.

Çürümüşlük hemen her alanda kendisini hissettirmekte, ancak özellikle dini konulara ilişkin yazılıp çizilen ve dahi söylenenlere bakınca, hakikaten usandırıcı ve bıktırıcı bir boyuta ulaştı.

İmtiyazlı akıl hocalarının ortaya çıkıp mistik ve patolojik yorumları, sözde dinî kisveli kimi zevatın akla ziyan yorumları veya söylemleri artık sadece karşı mahallede değil kendi mahallesinde de isyanlara neden oluyor. Sığ ve sakil hilafet tartışmaları, Ayasofya etrafında dile getirilenler, geçmişi kutsama veya lanetle anma gibi ötekileştirici söylemler adeta ikrah ettirdi.

Gerçek hayattan kopmuş, umudu sadece öte dünyaya bağlamış, reel gerçeklerden ve gelişmelerden uzak, çözümü geçmişin romantik yorumlarında veya iflas etmiş kurumlarında arayan dinî söylem, kimseyi ikna etmediği gibi aksine genç nesli daha da dinden uzaklaştırmakta. Yetmemiş gibi kendilerini Allah’ın dininin kadrolu memuru gibi görenlerin ipe-sapa gelmez söylemleri, buram buram çürümüşlüğün tezahürü değil de nedir Allah aşkına.

Gelişme, ilerleme, üretim, yatırım, hak, adalet, eşitlik, hukukun üstünlüğü, demokratikleşme, teknolojik ilerleme, bilimin aydınlık yolu, daha yaşanabilir bir ülke hayali vs. bunların esamisi bile okunmuyor. Eksikliğinin bile farkında olmayan koca bir güruhun olduğu aşikâr.

Varsa yoksa hamaset, ütopik söylemler veya bayatlamış yorumlar… Hangisini tutarsanız elinizde kalacak misali. Bunların dine refere edilen bir üslupla dillendirilmesi ise cabası. Sözü edilen söylem sürü psikolojisine gaz vermeye yönelik birer enstrüman olabilir, ancak hazin bir décadence veya çürümüşlüğün de tezahürü.

Peki, bu mu İslâm veya Hz. Peygamber’in yolu/öğretisi.

Herkesin her şeyi bildiği, işinin uzmanının emeğine zerre saygı duyulmadığı, bir çırpıda insanların tüketildiği bir vasat düşünün. Hamaset veya dindarlık adına birbirimizle didişiyor, iftira ve yaftalarla adeta insan doğruyoruz, ya benimsin ya toprağın diye.

Nasıl bir niza toplumu olduk böyle? Nerede kaldı “orta ümmet/ümmeten vasatan” kriteri veya istikamet üzere yaşama düsturu?

Sözü edilen kurucu ilkelere inanmak ve bunları dillendirmek adeta bizim, uymak ise diğerlerinin görevi oldu. Bu mudur İslâm, yok mu bunun orta yolu?

Velhasıl çürümüşlük, kokuşmuşluk diz boyu, değerlerimizi bitirip değersizleştiriyoruz farkında olarak veya olmayarak. Aklen, ahlaken, dinen, vicdanen, ruhen tükendiğimizi söylesem belki çok abartılı olur ama hızla çürüdüğümüz kesin.

Lüblanlı düşünür/yazar  Emin Maaluf’un dediği gibi “bugün tarihin mağluplarıysak, hem kendi gözümüzde, hem de tüm dünyanın gözünde aşağılanmış durumdaysak, bu tümüyle başkalarının değil, öncelikle bizim suçumuzdur..”

 

Yazarın Yazıları
İftira ve İtibar Suikastçılığı22 Eylül 2020 Merhaba Décadence07 Ağustos 2020 Bizim Hikâyemiz05 Ağustos 2020 Romantik Osmanlıcılıktan Halifelik Devşirmek29 Temmuz 2020 Minberden Lanet Okuma25 Temmuz 2020 Yeni Gündem Ayasofya13 Temmuz 2020 Trolcü Dindarlık18 Haziran 2020 Corona’dan Felaket ve Helak Senaryoları Üretme09 Nisan 2020 Unutulan İslâmî İlke İstişare24 Şubat 2020 Kudüs İlk Kıble mi?31 Ocak 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM