Vedat ÇINAROĞLU

15 TEMMUZ’UN ÇÖZMEK-2

Birinci bölümde 15 Temmuz’un ayak seslerini Graham Fuller’in 2014’de yayınlanan “Arap Baharı ve Türkiye” kitabından seçtiğimiz örneklerde görmüştük. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın,TBMM’de Arapça ant içerek Vallahi de Billahi de 15 Temmuz akşamına kadar darbe yoktu” sözünü üç şekilde yorumlamak gerekir: 1. Tüm açık kaynaklar gerici bir topluluğun yayılmacılar tarafından kullanılarak Türk Devletine darbe yapılacağı belirtileri verirken Genelkurmay Başkanı/Başkanlığı bunu anlayamamış veya görememiştir ki, bu durum görevini savsaklamak ve devletin varlığını tehlikeye düşürmekten yargılanmasını gerektirir. 2. Darbe tasarımı biliniyordu ancak gerekli önlemler alındığı için gerçekleştirilebileceği öngörülmemişti. Bu durumda Erol Mütercimler’in ABD, hem Balyoz’da hem Ergenekon’da Türk Silahlı Kuvvetlerini hezimete uğrattı.(1) Saptamasında olduğu gibi Genelkurmay Batı yayılmacılığına yenilmişti. Gerekli önlemleri almayarak Türk Ordusu’nu yenilgiye uğratan sorumlular suçludur ve yargılanmaları gerekir. 3. Darbe tasarımı biliniyordu, bastırılması ile ilgili önlemler alınmıştı. Siyasi iktidarla, bu aksenin yeni bir yönetim biçimi için değerlendirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. 20 Temmuz 2016 tarihinde başlatılan bütüncül yönetim biçimi bu anlaşma ile gerçekleştirilmiş oldu. Böylece Türk Devleti Batılı yayılmacılardan sözde öc almış olacaktı! Bu seçeneğin onaylanması için çeşitli kanıtlar vardır; Bir gün önceden Diyanet İşleri Başkanlığı’na Arapça çağrı buyruğu verilmesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda 15 Temmuz 2016’da yapılması tasarlanan “Kurs bitirme töreninin” 14 Temmuz 2016’ya alınması ve Özel Kuvvetler Komutanlığı bahçesinde Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarının 6 saat baş başa görüşmeleri, Cumhurbaşkanı’nın dinlence yeri olan Marmaris’den15 Temmuz’un gündüz saatlerinde ayrılması gibi…Başka kanıtlara da bakalım.

             4 Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye’deki “çuval olayı” ile başlayarak Ergenekon-Balyoz dizi eylemleri ile doruğa çıkan; Batılı yayılmacıların, gerici bir dini topluluğu kullanarak Türk Ordusunu çökertme girişimlerinin sürdürüleceğini öngörmemek için alık olmak gerektir. Geçmişte benzeri girişimler için yerli işbirlikçiler çoktu; Vahdettin gibi, İskilipli Atıf gibi, Mustafa Sabri gibi, Ali Kemal gibiCumhuriyet döneminde de bitmedi; Şeyh Said gibi, Seyit Rıza gibi… Çökertme tasarımının açık olduğuna ilişkin başka savlar da var: Diyarbakır’daki Cemal Temizöz davasını Doğan Haber Ajansı adına sürekli izleyen Cem Emir ile duruşma aralarında sohbet ederdim… Batman ve Diyarbakır valiliğinden sonra uzun süre Başbakanlık Müsteşarı olarak görev yapan çiçeği burnunda İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın Diyarbakır valiliği esnasında söz konusu dava açılmadan hemen önce polislere ‘Cemal’in düğmesine basın!’ talimatı verdiğini yine Cem Emir’den öğrenmiştim.”(2) “TSK’nın kökü askeri okullardır. Özellikle 2008 yılı ve sonrası askeri okullara giren askeri öğrenciler ile ilgili ciddi bir araştırma yapılması bir zarurettir…Bu anlamda 1986 yılında askeri liselerde ortaya çıkartılan Türkçe giriş sınav sorularının alınması olayı ve sonrasında bu tür çeşitli münferit olaylar, ‘kökü ele geçirme’ girişiminin, çok daha eski yıllara dayandığını göstermektedir.”(3) Bir ayrıntıdan söz edelim…ABD’nin Bakü Büyükelçisi Anne Derse 19 Eylül 2006’da Washington’a ‘İslâmiSofuluğun Azerbaycan’da Değişen Rolü’ başlıklı kriptoyu geçiyor…Büyükelçi Derse, Azerbaycan Devleti’nin 2001-2002 yılında Cemaat’in Kafkas Üniversitesi’nde ilahiyat bölümünün kapatılıp, Bakü Üniversitesi’nde açık kalmasına dikkat çekiyor. Bu da Cemmat’e karşı Azerbaycan’ın tetikteki halini simgeliyordu…Ve elbette, Gülen Cemaati’ne yönelik bir Azerbaycan yaptırımını o günlerde engelleyen kişi dönemin başbakanı Erdoğan’dan başkası değildi. Erdoğan, o süreçte operasyona karşı devreye giriyor ve Cemaat’ikurtarıyordu.”(4)

              Umarım buraya kadar olan açıklamalardan sonra Türk Ordusu’na(Türk Devletine) karşı yeni bir çökertme dizi eylemi yapılacağının biliniyor olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda 15 Temmuz’dan sonra hangi düzenlemelerin neden yapıldığını çözümleyerek “Allah’ın lütfu!” 15 Temmuz düğümünü çözmeye çalışalım:

1. Türk Ordusu üzerindeki dizi eylemler sona erdirilmiş midir? Hayır! Askeri Liseler kapatılmıştır. Mustafa Önsel’in “Ağacın kökü” olarak betimlediği Askeri Liseler,yönetimleri ve alınacak öğrencilerin seçiminde yapılacak nesnel önlemlerleyeniden eğitim ve öğretime açılmış olsaydı devlet yönetimi tehlikeyi ve gerçeği görebildi diyebilirdik. Ağacın kökü yaşamdan koparıldığına göre ağacın kurutulması sürdürülüyor demektir.
2. Harp Okulları “Milli Savunma Akademisi”nebağlanarak Türk Subaylarının yetiştirilmesi Osmanlı özentili askerlikle ilgisi olmayan bir yönetime bırakıldı. Türk subay adayları, Harp Okullarında savaş sanatının temel değerlerini özümsemenin yanında; Türk tarihine, Cumhuriyete, Atatürk’ün akıl ve bilim yoluna bağlı ve kardeşlik duygusunun egemen olduğu 4 yıllık bir süreçle hazırlanmış olmaları gerekir. Türk Ordusu ancak bu şekilde dünyanın en güçlü ordularından birisi olabilir. Bu anlamdaki çabaları görüyor olsaydık devlet yönetimi tehlikeyi ve gerçeği görebildi diyebilirdik. Oysa askerlerin giysileri, kadın askerlerin başörtüsü ile uğraşan akıl dışı bir anlayışın varlığı görülmektedir.
3. Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı’nın(GES) 2012 yılında MİT denetimine bırakılması ile bilgi alma yeteneğinden yoksun bırakılan Türk Ordusu’nun, 20 Temmuz’dan sonra Jandarma Genel Komutanlığı’nın İçişleri Bakanlığına bağlanmasıyla gözü kör, kulağı sağır edilmiştir. Sevr anlaşmasıyla Osmanlı Ordusu dağıtılırken, uslarında tam bağımsızlık olanlarca, silahlarının Jandarma birliklerine verilmesinin Kurtuluş Savaşı’ndaki öneminidüşündüğümüzde bu düzenlemenin amacı ile ilgili gerçekçi bir yorum yapılabilir ( Bir bayram(!) günü Jandarma Genel Komutanını trafik görevlisi olarak gördüğümde yüreğim acımıştı).
4. Askeri Hastanelerin kapatılması konusunda ulusa akılcı bir açıklamanın yapıldığını duyan var mı? Savaş ve dizi eylem deneyimleri olan emekli askerler ve gazilerin uyarılarının önemsenmemesi, NBC(Nükleer, Biyolojk, Kimyasal) savunma eğitiminin merkezi olan Askeri Hastanelerin açılmaması hangi gerekçelere bağlanmıştır.
5. Türk Ordusu, Kamu Kurumları ve Siyasi Partilerdeki yayılmacı bağlısı gericiler temizlenmiş midir? Yanıt: Koskoca bir hayır! Aksine, gerici tarikat bağlısı emekli bir General “Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Politikaları Başdanışmanı” yapılmış, Komutanların takkeli erlerle el sıkışması görüntüleri basına verilmiş, Bakanlıklarda tarikat ve cemaat çekişmeleri doruğa çıkmıştır. Cuma namazı gösterileri Osmanlı’daki “ Cuma Selâmlığı aratır olmuştur. Her darbe sonrası görüldüğü gibi Cumhuriyet değerlerine bağlı yurtseverler kararnamelerle FETÖ torbasına konularak atıldılar veya etkisizleştirildiler. Birkaç örnek: İl Jandarma Komutanı olan bir Albay, 15 Temmuz öncesi görev dışı bir görüşmede Başbakanı eleştirdiği için BİMER’ebildirilmiş 20 Temmuz sonrası açığa alınmıştır. Bir Jandarma Yüzbaşı FettullahGülen’i aşağıladığı gerekçesiyle BİMER’ebildirilmiş 20 Temmuz sonrası atılmıştır. Bir doktor gerici yapılara karşı olduğu bilinmesine karşın özünün de bilmediği bir nedenle 20 Temmuz sonrası işine son verilmiştir. Geçmişte FETÖ ile iç içe olan kimi siyasetçilerin özellikle AKP içinde etkili konumlarda olduğu belgelerle duyurulması sürdürülürken hiçbir hukuki işlem yapılmamasına nasıl bir yorum yapılabilir?
6. Türkiye’nin uzun erimli hava savunma silahlarına olan gereksinimi Türk Ordusu içerisinde uzun yıllardır belirtilir. S-400’ler konusu gizemini korurken 15 Temmuz ile bağını çözümlemek de özellikli bir konu olsa gerek.

 

Sonuç olarak; 15 Temmuz 2016’dan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, kuruluş ilkeleri korunarak güçlendirildiğinigörebilmek, yayılmacı tehlikelere karşı koruma önlemlerinin alındığını söyleyebilmek olası değildir. Aksine, ‘önceden tasarlanmış’ savlarını haklı çıkarırcasına, 16 Nisan 2017’de yapılan halk oylamasıyla dayatılan bütüncül yönetim biçiminin teokratik bir yönetim biçimine dönüştürülme çabaları kaygıları artmaktadır. Ancak bilinmelidir ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’in değerleriniözümsemiş milyonlarca yurtsever bu düşü engelleyecektir. Bilinmelidir ki, binlerce yıllık tarihi gerçeklerde görüldüğü gibi Satranç tahtasında “Şah-Mat” diyeceklerin Türkler olacağı yine görülecektir.

 

(1) Büyük Kumpas Ergenekon, Erol Mütercimler, Alfa Yay., İst. 2014, Sf. 602
(2) İmamların Öcü, Yavuz Selim Demirağ, Kırmızı Kedi Yay., İst. 2015, Sf. 161
(3) Ağacın Kurdu, Mustafa Önsel, Alibi Yay.,Ankara 2016, Sf. 138
(4) Mahrem, Barış Terkoğlu- Barış Pehlivan, Kırmızı Kedi Yay., İst. 2015., Sf. 294-295

 

Yazarın Yazıları
YAĞI24 Eylül 2020 METRİSTEPE’DEN KOCATEPE’YE-209 Eylül 2020 METRİSTEPE’DEN KOCATEPE’YE04 Eylül 2020 UTKU21 Ağustos 2020 15 TEMMUZ’UN ÇÖZMEK-211 Ağustos 2020 15 TEMMUZ’UN ÇÖZÜMÜ-121 Temmuz 2020 DİL-EKİN-ULUS-UYGARLIK30 Haziran 2020 GENÇLERE GERÇEKLER09 Haziran 2020 TEKE’DEN SÜT SAĞMAK01 Haziran 2020 19 MAYIS16 Mayıs 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM