M. Halistin KUKUL

KÖYÜMDEN

Cumartesi...5 Eylül 2020...Mustafa Önsel, amcası ve ağabeyi ile, beni, köyümdeki evimde, ziyârete geldi. Hani; meşhûr Balyoz Dâvâsı’nda binbir iftiraya uğrayıp, dimdik durup, alnının akıyla beraat eden Em. Kur. Albay Mustafa Önsel...Ziyâretleri ve muhabbetleriyle hânemi şereflendirdiler!..

Kısa da olsa; köyüm(üz)den, ilçem(iz)den, ilim(iz)den, Türkiyem(iz)den, Türk Dünyâm(ız)dan ve dünyadan bahsedip, mes’eleleri ortaya koyup çâreler bulmaya çalıştık.

Bu sebeple, ‘köyümden’ söz etmek istedim..Tabiî ki, Önsel’in de köyü!..”Orda bir köy var uzakta...” değil!..Köyümüzdeyiz!..Bahçemizdeyiz!..

İkibindört yılında yayınlanan “Post-Nişîn’e Mektuplar’ adlı kitabım, elbette ki, dîğer kitaplarım gibi, hayatımın çok önemli birer dilimi, birer kıymetli hâtırası, sevdâm, özüm’dür. Ona, her göz gezdirişimde, yaşadıklarımın belli safhalarını hatırlıyor, kendimi tâzeleme fırsatı yakalıyorum.

“Post-Nişîn’e Mektuplar”da, “Bizim Köy” başlıklı bir bölüm var. Aslında, ‘Benim Köyüm’ demeliymişim!..Demedim ve onu, umûmîleştirdim, herkese mâl ettim. Belki de iyi ettim, bilmiyorum!..

Hangisi için etmiş olursam olayım, okuyunca, ona doyamıyorum!..Ne mi yazmışım onun için!..Çok az bir bölümünü nakledeyim:

“Boz bulutlar, beyaz bulutlar, kara bulutlar burada...Denizin kaç türlü mâvisiyle, tabîatın bin türlü yeşilinin kaynaştığı; renklerin, bir başka renk içinde derinleştiği bir mekân burası..”

Tabiî ki, bu kadar da değil!..Benim köyüm, bu kadarcıkla târîf mi olur!..

“Hangi kuşun hangi ötüşünü, hangi çiçeğin hangi kokusunu ve hangi ağacın, canınızın çektiği, hangi meyvasını istersiniz...

Gök gürültüsünün her türlüsü, yağmurdan çisesinden sağanağına kadar en esintilisi, rügârın ıslık çalıcısı...Ve fakat; denizden dağların zirvesine doğru koskocaman bir kavis çizen gökkuşağının doyumsuz zevki, rengin şâhikasında nefes alamaz hâle getirir insanı...”

Sözü; “Memleketi, bir uçtan bir uca yeniden keşfetmek zorundayız...Koskocaman bir imparatorluktan avucumuzda ne kaldı ki!..” cümleleriyle bitirmişim!..

“Yeniden keşfetmek”, dediğim zaman, kimbilir ne hayâller kurmuşum!..Ne ümitler beslemişim!..Zihnim, yepyeni, pırıl pırıl düşüncelerle capcanlı oluvermiş!..

Sanıyorum, Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın, Nesillerin Ruhu adlı eserinde, “Anadolu, köy ve kasabadır” diye bir ifadesi vardı.

Ah, bugün, benim köyüm de dâhil, Kaplan Hoca’nın sözünü ettiği köyleri ve kasabaları bir bulabilsem!..O köylerin, tozlu da çamurlu da olsa yollarında bir gezebilsem!..O köylere sinen tezek/kemre kokularını, çeşit çeşit kuş ötüşlerini, çıngırak seslerini sezebilsem!..

Sâdece sezebilsem!..Koklasam ve dinlesem, değil!..Sezebilsem!..

Herkesin mâlûmu olduğu üzre, evlerin seyrek olduğu bu bölgenin köyleri gibi, benim köyümün inek böğürmelerini, kuzu melemelerini, köpek havlamalarını, enik viyaklamalarını, kedilerin miyavlamasını, horoz ötüşlerini, kuş cıvıltılarını, karga gag-gaklarını, kurbağa kuvaklarını, çıngırak, kelek, zil, gor seslerini, yeniden ve teker teker hâfızama yerleştirsem!..Tâzelensem!..Ve..

Birbirlerine, dostça, samimiyetle selâm veren insanların hasret giderdiklerine şâhit olabilsem...

Niye mi?

Herkesin altında son model bir araba... Bir korna sesiyle selâmlaşıp (!) gaza basıp gitmeler, işin bir başka garip ve vahlanılacak yönüdür de ondan!..

İnsanları uzaklaştıran sâdece koronavirüs değil, (keşke, ondan korumak için uzak dursalar); bu kornaya basmanın altında çapsızlık, menfaat, kibir...ne ararsanız var!..

*** *** ***

Biliyor musunuz? Benim köyüm, “mahalle”; şehrim ise, “büyükşehir” oldu!..

Bir zamanlar katırların, atların ve eşeklerin yük taşıdıkları bu, yer yer dimdik ve dönemeçli yokuş yollar, şimdilerde asfalt veya beton ammâ, bu yollardaki kasisleri tâmir edecek kimsecikler mevcut değil!..Geçenlerde bir taksi sürücüsü, kasis yüzünden, neredeyse takla atacaktı, zor kurtuldu!..

Eskilerde istida denilen dilekçe devri bitti, artık yeni bir dönem, yeni bir çağ başladı ve artık dilekçe yazmayacak ve “e-mail” ile bildireceksin vilâyet makamındaki “büyükşehir”in en büyük selâhiyetlisine ve o da, uygun görüp de birini gönderir ise, bu kasisli yollar düzelebilecek-MİŞ!..

Hani; sür’at devrindeyiz ya!..Ânında, ‘Tık, tık!..” muamele tamam!..İnandınız mı?

Adam; on- onbeş saatte dünyanın bir ucundan bir ucuna gidiyor; Avustralya’ya, Amerika’ya ulaşıyor fakat on günde değil, on ayda, “büyükşehirden”, 50 kilometre mesâfedeki bizim köye gelinemiyor!..

Diyebilirim ki; köyler, şehirleşmedi, şehir merkezleri köyleşti!..Ne yazık ki; binalaşmayı, kalabalıklaşmayı, gürültüyü şehirleşme sananlar var!..

İstanbul’dan T(ı)rabzon’a; Samsun’dan Sivas’a, Adana’ya Hatay’a, Denizli’ye kadar, bu, böyle!..Gittim, gördüm, yaşadım!..

İsmin, “büyükşehir” veya “mahalle” olmasının ne önemi var!..

Kaç yıl oldu bilmiyorum, on veya onbeş yıl vardır, benim evimin önünden geçen “anayol”(!)daki kasisler aynen duruyor. Kasis değil, kasisler!..

Dahası...Benim köyüm mahalle olduktan sonra, yeni caddeler sokaklar bile açıldı.

Diyeceksiniz ki, “İşte bu!..Ne istiyorsun, daha? Yol, medeniyet demekse, ki öyledir, medeniyet, senin ayağına gelmiş de şükretmiyorsun!”

Eminim haklısınız!..Nankörlük buna derler!..Ayağına gelmiş nimeti tepmek buna derler!..Size, ne diyebilirim ki!..

Yalnız; siz, hiç, açılıp da, -senelerdir- yürünecek bir hâle getirilemeyen bir yola/sokağa/caddeye şâhit oldunuz mu?

Siz, hiç, açılıp da, -senelerdir-ismi olmayan/konmayan bir sokak ve cadde gördünüz mü?

Sizin, hiç, büyükşehirin bir mahallesi olup da, kargonuz geldiğinde, bir cankurtaran isteğiniz bulunduğunda veya Allah göstermesin, yangın gibi bir âfete mârûz kaldığınızda, ilgililere, bir ‘adres verememezliğiniz’ oldu mu?

Sakın ha, yine, bana sitem edip, “Medeniyet ayağınıza geldi, nankörlük etmeyin!” demeyin!...

Ben, hâlâ köyümü seviyorum...Unuttum sanmayın, köyümün adı Vardallı’dır ve T(ı)rabzon’un Beşikdüzü ilçesine bağlıdır.

Yazarın Yazıları
18 MİLYON 241 BİN ÖĞRENCİ17 Eylül 2020 KÖYÜMDEN07 Eylül 2020 T(ı)RABZON’DAYIM...29 Ağustos 2020 26 AĞUSTOS 1071’DEN 26 AĞUSTOS 1922’YE24 Ağustos 2020 MİLLÎ KÜLTÜR BİR BÜTÜNDÜR14 Ağustos 2020 TÜRK KADINI: 100 YIL ÖNCE..26 Haziran 2020 SENİNLE, NEREDE AYNI SAFTAYIZ?20 Haziran 2020 YANLIŞ SEVGİ-YANLIŞ KISKANÇLIK15 Haziran 2020 “BULAŞ RİSKİ-BULAŞ HIZI”05 Haziran 2020 MİLLÎ BİRLİK ŞUÛRU29 Mayıs 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM