Vedat ÇINAROĞLU

METRİSTEPE’DEN KOCATEPE’YE-2

ATA Derneği olarak 26-30 Ağustos 2020 tarihlerinde yaptığımız “Kurtuluş Yürüyüşü”nün 29 Ağustos’a kadar olan bölümünü önceki yazımda anlatmaya çalışmıştım. 29 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya Savaşı’nı yönettiği Zafer Tepe(Dua Tepe)’nin eteklerindeki konaklama alanından çıkarak öğle saatinde Kocatepe’ye ulaştık. Kocatepe, Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Savaşı’nın başından beri yağıya son darbeyi vurmayı tasarladığı Afyon Ovası’nı kuşbakışı gören kaya kütlesi. 1864 metre yükseklikteki Kocatepe’ye, Türk’ün kutlu yönlerinden birisi olduğunu benimseyerek saygı duyduk. 5 Günlük bu meydan savaşını Gazi Mustafa Kemal Paşa 30 Ağustos 1924 günü Dumlupınar Anıtı’nda verdiği söylevde: “Afyon- Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son evresi olan bu 30 Ağustos savaşı, Türk tarihinin en önemli bir noktasını oluşturur.” Sözleriyle tanımlamıştır.(1) Büyük Söylev’de ise tasarımı şöyle özetler: “ Düşündüğümüz, ordularımızın asıl kuvvetlerini düşman cephesinin bir kanatında ve olabildiğince dış kanatında toplayarak yok edimli bir meydan savaşı yapmaktı. Bunun için uygun gördüğümüz durum asıl kuvvetlerimizi düşmanın ve Afyonkarahisar yakınındaki sağ kanat grubu güneyinde ve Akarçay’la Dumlupınar hizasına kadar olan yörede toplamaktı. Düşmanın en duyarlı ve önemli noktası orası idi. Çabuk ve kesin sonuç almak, düşmanı bu kanatından vurmakla mümkün olabilirdi. Batı Cephesi Komutanı General İsmet ve General Fevzi bu amaçla gereği gibi incelemeler yapmışlardı. Hareket ve saldırı planımız çok daha önceden saptanmıştı.”(2) Atatürk’ün fotgrafçısı Ethem Tem Kocatepe fotografının öyküsünü savaştan sonra şöyle anlatır: “ Gün yeni doğuyordu. Elinde sigarasıyla Afyon Ovasını en iyi göreceği kayaya doğru yürüdü. O anda makinanın düğmesine bastım. İzmir’e girdiğimizde film makaralarını tab etmesi için bir fotografçıya verdim. Yunanlılar kaçarlarken İzmir’i yaktıklarında fotograf dükkanı ile verdiğim makaralar da yanmıştı. Yalnızca Kocatepe’de çektiğim fotograf makinanın içinde kaldığı için kurtulmuştu.” Başkomutan Meydan Savaşının en güzel anlatımlarından birisi Nazım Hikmet’in “Kurtuluş Savaşı Destanı” adlı şiirindedir: “ Kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi/ Okşayarak gülümseyen bıyığını/ Seyrediyordu Kocatepe’den/ Dünyanın en yıldızlı karanlığını/ Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu./ Ve öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki/ Şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden/ Güzel ve rahat günlere inanıyordu./ Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, / Birdenbire beş adım

sağında onu gördü. / Paşalar onun arkasındaydılar./ O, saati sordu./ Paşalar: ‘üç’ dediler./ Sarışın bir kurda benziyordu./ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı./ Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu./ Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak/ Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.”

Saat 14:30’da Çiğiltepe’deydik. Yarbay Reşat Beğ, 27 Ağustos’ta 57nci Tümen Komutanı olarak Başkomutan’ı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya yarım saat içinde Çiğiltepe’nin alınacağı sözünü vermişti. Yarım saat sonra çalan telefondan, yazdığı şu kısa yazı okunmuştu: “ Yarım saat zarfında o mevkiyi almaya size söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam.” Yaşamına son vermişti. Türk’ün alplığı ve kıvancı Reşat Beğ’de bayraklaşmıştı. 57nci Tümen, Reşat Beğ’in uçmağa varışından 15 dakika sonra Çiğiltepe’yi yağıdan geri almıştı. Önce, Reşat Çiğiltepe ile 57nci Tümen’in şehit ve gazilerinin kutlu tinlerine saygılarımızı sunduk. Ben Çiğiltepe’den savaş hakkında askeri yorumumu yaparken İrfan Ongar Beğ, üzerinde bulunduğumuz tepeden aşağıya bakarak şu soruyu sordu: “ Şu aşağıdan buraya mı saldırmış bizimkiler? Bu çılgınlık! Ben buradan aşağı inmeyi bile göze alamam!” Gözlerimiz dolmuştu. O askerlerin alplığını anlatmak kelimelerle olası olmasa gerek. Dakikalarca konuşamadan Tınaztepe’ye ulaştık. 15nci Tümen Asım Beğ komutasında 26 Ağustos sabahı Tınaztepe’ye saldırdı. Başkomutan meydan Savaşı’nda yağıdan ilk geri alınan tepe oldu. Asım Beğ’e Tümeninin alplarını kıvançla anmak için Tınaztepe soyadı verilmişti. Soluklarını vererek soluk almamızı sağlayanlara saygımızı sunarak 16:40’da Dumlupınar Şehitliği’ne ulaştık. Yürek dayanmaz 12 yaşındaki şehit gömütüne bakmaya. Anıtın basamaklarına tırmanmadan önce sol tarafta ağlamadan okuyamayacağınız bir anıtın öyküsünü görürsünüz ve yazıtta şunları okursunuz: “ BU ANIT oğlu Mehmet 8 yaşında iken 1912 yılında Balkan Savaşına katılan, Galiçya, Hicaz, Yemen, Kafkasya savaşlarında cepheden cepheye koşarak çarpışan, Doğu cephesinden Kurtuluş Savaşı’na katılan ve Dumlupınar Başkomutan Meydan Muharabesinde 19 yaşındaki oğlu ile karşılaştıktan sonra 31 Ağustos günü şehit düşen Çetmili Kara Ali Çavuş’un muhteşem destanıdır. Oğlu kahraman Onbaşı Mehmet 9 Eylül’de İzmir’e giren birliğin başında şehit olmuştur. Yüce kahramanlarımızı minnet ve şükranla anıyoruz.” 17:40’da ZaferTepe’deydik. Görevliler, yarın yapılacak görkemsiz, bayağı bir törene gelecek kamu görevlilerine Büyük Taarruz’u anlatmak için 30-40 kişilik sekiliğin karşısına

savaşı gösteren bir harita yerleştirmişler. Neyse ki, haritanın üzerine doğru olarak “ Başkomutan Meydan Savaşı” Yazılmış. 24 Temmuz 2020’de ibadete açılan Ayasofya’daki özen ve görkem, Ayasofya’yı yeniden Türk Yurdu’na kazandıran alplar için gösterilmemişti. Oysa her Türk genci Türklerin en az 14000 yıllık yurdunun son kurtuluşunun utkusunu ve öyküsünü, Kurtuluş Yolu’ndan(19 Mayıs, Samsun) başlayarak 9 Eylül İzmir’e kadar içselleştirmeyi hak etmiyor muydu? 18:00’da Çalköy’deydik, sonsuz Başkomutan’ın, İsmet ve Fevzi Beğlerle kırık bir kağnının üzerinde yazdığı utku buyruğunu yazdığı yerde: “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri!”

Eskişehir Örgüt Başkanımız Fatmatüzzehra Kıraç’ın eş güdümünü, Cezmi Karasu öğretmenimizin kılavuzluğunu, Baş Yazman Faruk Nesimi Gözübüyük’ün özverisini, İrfan Ongar ve Ekrem Borazan’ın coşkularını saygı ile anmak gönül borcumdur.

Gelecek yıllarda da yapılmasını tasarladığımız “Kurtuluş Yürüyüşü” ile ilgili önerilerimi daha sonra yazacağım. Bugün 9 Eylül, yayılmacıların Türk Yurdundan sonsuza kadar süpürüldüğünün 98nci yılı. Çocuklarımıza, torunlarımıza bu kutlu utku ve öyküyü anlatmanın ve İzmir Marşı’nı tüm gücümüzle söylemenin günü değil mi? Kutlu olsun!

(1) Komutan Atatürk, Celal Erikan, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İst. 2006, Sf.698

(2) A.g.e. Sf. 673

Yazarın Yazıları
METRİSTEPE’DEN KOCATEPE’YE-209 Eylül 2020 METRİSTEPE’DEN KOCATEPE’YE04 Eylül 2020 UTKU21 Ağustos 2020 15 TEMMUZ’UN ÇÖZMEK-211 Ağustos 2020 15 TEMMUZ’UN ÇÖZÜMÜ-121 Temmuz 2020 DİL-EKİN-ULUS-UYGARLIK30 Haziran 2020 GENÇLERE GERÇEKLER09 Haziran 2020 TEKE’DEN SÜT SAĞMAK01 Haziran 2020 19 MAYIS16 Mayıs 2020 PERŞEMBE’NİN GELİŞİ01 Mayıs 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM