Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI

HAYAT VE ÖLÜM ÜSTÜNE

Biliyor ve inanıyoruz ki bizim için hayat ne kadar gerçekse ölüm de o kadar gerçektir. Dünyaya gelen her canlı günü ve saati gelince mutlaka ebedî âleme göçüp gitmektedir. Bunun aksini düşünmek mümkün değildir. Bu, hayatın kâinat var olalı beri ezelden-ebede bir saat gibi işleyen ve hiç değişmeyen bir kuralıdır. Çok yaşayalım az yaşayalım, hiç fark etmez, hepimizin hayatı, acı tatlı bir yığın hatırayı geride bırakarak, şu ya da bu şekilde ama mutlaka bir gün sona erecektir. Buna hiç şüphe yoktur. O itibarla, her insanın bu gerçeği hiç unutmaması ve bunun idraki içinde yaşamayı bilip öğrenmesi lâzımdır. Elbet en başta sağlığını korumayı bilmelidir. Atalarımız, “her işin başı sağlıktır.” demişlerdir. Hayattan zevk almak, mutlu ve huzur içinde yaşamak, çalışmak ve başarmak için her şeyden önce sağlıklı olmak gerekir. Bu da ancak birtakım şeytani işlerden, stresten, aşırı hırs ve öfkeden, her türlü gösterişten, mal-mülk, şöhret, unvan, makam peşinde koşmaktan uzak durmak, gözü tok gönlü zengin olmak, sade ve sakin bir hayatı tercih etmekle mümkün olabilir. Zira dünya malı dünyada kalır, bugün bizim olan yarın bir başkasının olur ve elden elde dolaşıp durur. Asırlar önce Yunus Emre bu gerçeği bakınız ne kadar güzel anlatmış:

 

                               Mal sahibi, mülk sahibi,      

                               Hani bunun ilk sahibi?

                               Mal da yalan, mülk de yalan,

                               Var birazda sen oyalan.           

 

         O sebeple, bir düşünürün de dediği gibi, ölümün hep peşinden koştuğu insanoğlu, yaşarken sadece şanın şöhretin, mal ve mülkün esiri olmamalı, arkasında, öldükten sonra adını daima yaşatacak eserler, iyilikler ve güzellikler de bırakmalıdır. Bunun az ya da çok yaşamakla pek ilgisi yoktur. Ünlü Fransız düşünürü, fizik ve matematikçisi Pascal 39-40 yaşları civarında ölmüştür. Ama adı bütün dünyada yaşıyor bugün. Çünkü bu kısa ömründe büyük işler başarmış, geometri ve matematik alanında ilk önemli buluşlara o imza atmıştır.  Sembolist şiirin önde gelen temsilcilerinden Fransız şair Arthur Rimbaud 37, filozof ve yazar René Descartes 54, Yahudi asıllı Hollandalı filozof Baruch Spinoza 44, tanınmış Alman besteci ve müzik adamı Ludwig Van Beethoven 57 yıl yaşamıştır. Fâtih İstanbul’u 21 yaşında fethetmiş, 49 yaşında ölmüştür. Yavuz Sultan Selim 50, şair Nedim 49, Şeyh Galip 42, Namık kemal 48, Muallim Naci 44, Tevfik Fikret 48, Ömer Seyfettin 36, Ahmet Haşim 50 ve nihayet Atatürk 57 yaşında ölmüşlerdir. Bu listeyi daha sayfalarca uzatmak mümkündür. Genç yaşta hayata veda etmiş olan bütün bu insanların adı, bugün dilden dile dolaşmaktadır. Şüphesiz, dünya var durdukça da dolaşmaya devam edecektir. Çünkü onlar yaşayış tarzları ve geride bıraktıkları birtakım değerlerle ölümsüzlük sırrına ermişlerdir. Buna karşılık, öyle insanlar da vardır ki, çok zengin, parlak ve gösterişli bir hayat yaşamışlar, mal-mülk, şöhret, yetki, makam, rütbe ve unvan sahibi olmuşlar, ama öldükten sonra maddî ve manevî neleri varsa hepsi bedenleri ile birlikte yok olup gitmiştir. En yakınları bile onları unutmuş, adlarını anmaz olmuştur.

    

     Allah, insanı diğer canlılardan ayıran ve onu daha üstün bir konuma yükselten birtakım özellikler vererek yaratmıştır. İnsan, “eşref-i mahlûkat” tır, yani yaratılmışların en şereflisidir. İnsanın az ya da çok yaşaması pek önemli değildir, ama onun bu şerefe lâyık olması, hayatını yaradılışın gayesine uygun olarak doğru ve düzgün bir şekilde yaşaması çok önemlidir. Bunun için de çalışkan, almaktan çok vermeyi ve paylaşmayı seven, âdil, uyumlu, olgun, dürüst, sağlam karakterli, kişilikli, yüreği sevgi dolu, seven ve sevilen, güler yüzlü, hoşgörü sahibi, kısaca toplumda her türlü tavır ve davranışı ile öne çıkan, örnek alınan ve takdir toplayan bir insan olarak yaşamaktır. Ömrünü bu değerlere bağlı kalarak tamamlayan insanlar, yaşarken sevgi ve saygı gördükleri gibi öldükten sonra da unutulmaz, hep hayırla ve güzellikle yâd edilirler. Çünkü onlar, bu dünyadan, arkalarında “gök kubbede hoş bir seda” olarak daima yaşayacak birtakım izler, işaretler ve eserler bırakarak gitmişlerdir. Ne mutlu onlara…    

 

 

 

 

Yazarın Yazıları
KİTAP, OKUYUP ÖĞRENME VE BİLGİ TOPLUMU 26 Eylül 2020 HAYAT VE ÖLÜM ÜSTÜNE11 Eylül 2020 TÜRK, TÜRKLÜK VE TÜRK MİLLETİ10 Ağustos 2020 İNSAN VE AHLÂK ÜSTÜNE 23 Haziran 2020 DİL, KÜLTÜR VE SANAT EĞİTİMİ 08 Haziran 2020 EĞİTİM, YİNE EĞİTİM22 Mayıs 2020 TANZİMAT VE SONRASI GELİŞMELER (2)11 Mayıs 2020 TANZİMAT VE SONRASI GELİŞMELER (1) 27 Nisan 2020 ELBET BATILILAŞMALIYIZ, AMA NASIL?13 Nisan 2020 AYDIN KAVRAMI ÜSTÜNE30 Mart 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM