Vedat ÇINAROĞLU

TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Kasım 2018 tarihli başvurusunu uygun bularak ilkokullarda ANDIMIZ’ın okutulmasını yasakladı. 

ANDIMIZ, daha önce, 2013 yılında da AKP iktidarı tarafından yasaklanmış ancak Danıştay 8nci Dairesi’nin kararı ile bozulmuştu. Sözcü Gazetesi’nden Saygı Öztürk’ün haberine göre, AKP Danıştay’daki üye değişikliklerini sabırla beklemiş/gerçekleştirmiş ve yedi üye değiştikten sonra ANDIMIZ tekrar gündeme alınarak yasaklanmıştır. Öncelikle AKP’nin ANDIMIZ’la ilgili zaman bilimsel çalışmalarını özetle saptamak gerekiyor:

  • Aslında ANDIMIZ’la birlikte T.C. tabelalarının ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısının dağlardan ve şehir girişlerinden kaldırılması, AKP’nin daha kurulmadan önce ABD’de CFR yetkililerine “yerel yönetimlere özerklik” sözü vermesiyle doğrudan ilgilidir. ( Arslan Bulut, Yeniçağ Gazetesi, 15 Mart 2021)

 

  • AKP, FETÖ ile birlikte 2008-2013 yıllarında yürüttüğü Ergenekon- Balyoz- Askeri Casusluk-Amirallere Suikast- Poyrazköy gibi kumpaslarıyla Türk Ordusu’ndaki Cumhuriyetçi, Atatürkçü yurtsever general-amiral ve subayları ayıklamıştır.

 

  • 8 Ekim 2013’de Başbakan Erdoğan, AKP Grup Toplantısında; “ANDIMIZ olarak bilinen metnin yazarı son derece tartışmalı isim olan Reşit Galip’ti. Reşit Galip Türkçe ezan zulmünün mimarlarındandır. Ayrıca Reşit Galip insanları kafataslarına göre sınıflandıran sözüm ona bilim insanıydı. Ant uygulamasının cumhuriyetimizle uzaktan yakından ilgisi yoktur.” Diyerek yayılmacıların dayattığı “Bağımsız Kürdistan” yani “Büyük İsrail” tasarımının alt yapısına ilk harcı atıyordu. ANDIMIZ yasaklanmış, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE yazıları sökülmüş, resmi kurumlardan T.C.’ler kaldırılmıştı.

 

  • 2013 yılında AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu “AKP ile Türk olmaktan kurtulduk” dedi ve ödüllendirilerek AKP’nin en üst yönetim organı olan MKYK üyeliğine getirildi.

 

  • 16 Temmuz 2014’de Resmi Gazetede yayımlanan yasa ile “Çözüm Süreci” olarak bilinen “PKK’nın dokunulmazlık süreci” başlatıldı.

 

  • 28 Şubat 2015’de AKP ve HDP yetkilileri Dolmabahçe Sarayı’nda toplanarak “Dolmabahçe Mutabakatı” olarak bilinen 10 maddelik uzlaşma metnini imzaladılar. Uzlaşmaya göre İmralı’daki bebek katili 10 gün içinde kamuoyuna açıklama yapacaktı. Uzlaşma metninin bir maddesi şöyleydi: “Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi”.

 

  • Milli Eğitim Bakanlığı, Sayıştay 8’nci Dairesi’nin bozduğu ANDIMIZ’ın yasaklanmasının kaldırılması kararı üzerine 12 Kasım 2018’de(10 Kasım’dan iki gün sonra!) Danıştay’a başvurarak karşı dava açmıştır. Başvuru gerekçesinden bazı cümleler şöyle:
  • “Türkler kendi çağdaşı unsurlara göre ulus bilincine en geç ulaşan topluluktur.”
  • “2023 yılında yüzüncü yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti’nde toplumun zaten milli kimlik kazanmış olduğunu kabul etmek gerekir. Yani öğrenci Andı işlevselliğini yitirmiştir.” ( AKP Yöneticisi Yasin Aktay’ın “ Türk adında bir millet yoktur” sözleri mi bu sav için dayanak olmuştur!)
  • “ 21nci yüzyıl Türkiye’sinde 30’lu yılların ritüellerini benimsemek anakronik(çağdışı) bir yaklaşım olacaktır.” (Camilerde, tekkelerde, Kuran Kurslarında, Tarikat yuvalarında yüzlerce yıllık sapkın ritüelleri(!) yapmak çağdaşlık mı oluyor?)
  • “ Bu aynı zamanda okulların ideolojikleşmesi ve askerileşmesi anlamına gelmektedir.” (Yalnızca okullar değil, kurumlar hatta TBMM gericilik ideolojisinin tutsaklığında değil mi?)

         Milli Eğitim Bakanlığı; Hun ve Göktürk Devletlerindeki, Orhun Anıtları’ndaki ulus bilincinin ayrımında olmasa gerek! Tarih bilgisizliği bir yana, Türkçe’yi korumakla görevli bir kurum olduğu bilincinden de yoksun olarak “ritüel”, “anakronik” gibi Fransızca kelimeler kullanmayı yeğlemiş! Batılı yayılmacıların bundan son derece mutlu olacağından kuşku yoktur!
Ayrıca; İmralı’daki soysuza, İngiliz Karen Fogg’a ya da CFR’ye görev verilseydi aynı cümleleri kuracaklarından kaygınız olmamalıdır!
        Zaman bilimseldeki tarihlere dikkat edilirse Arslan Bulut’un belirttiği gibi her şey önceden tasarımlanmış ve sırası geldikçe uygulanmıştır. 
        Şimdi 1800’lü yılların sonlarındaki ve 1900’lü yılların başlarındaki konumuzla ilgili gerçeklere özet olarak değinelim:

“ Türkçülüğe dair bütün hareketler kısır kalacaktı; eğer Türkleri Türkçülük ülküsü etrafında birleştirerek dağılma tehlikesinden kurtarmayı başaran büyük bir dâhi ortaya çıkmasaydı. Bu büyük dâhinin ismini söylemeye gerek yok; bütün dünya bugün Gazi Mustafa Kemal Paşa ismini kutsal bir kelime sayarak her an saygıyla anmaktadır. Önceden Türkiye’de Türk milletinin hiçbir mevkii yoktu. Bugün her güç Türk’ündür. Bu topraklardaki egemenlik Türk egemenliğidir. Siyasette, kültürde, iktisatta hep Türk halkı egemendir.” ( Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları)

Askeri İdadi’de, Namık Kemal’i tanımak, duymak, onun gizlice elden ele dolaşan vatan şiirlerini bulmak, okumak işini Hatip Ömer Naci sağlamıştır. Atatürk, sonradan 14 Eylül 1931’de yaptığı bir konuşmada Mehmet Emin Yurdakul ile ilgili şunları söylemiştir: “…Şair Mehmet Emin Yurdakul’un ilk kez Manastır Askeri İdadisi’nde öğrenciyken okuduğum ‘ Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur’ dizeleriyle başlayan manzumesinde bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum.”

“ İngiliz Muhipleri Cemiyet’ine girenlerin başında Osmanlı Padişahı ve Halife-i Rûy-i Zemin unvanı taşıyan Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Ali Kemal, Adil ve Mehmet Ali Beyler ile Sait Molla bulunuyordu. Dernekte rahip Frew gibi İngiliz milletinden bazı macera heveslileri de vardı. Yapılan işlemlerden ve gösterilen faaliyetlerden anlaşıldığına göre derneğin başkanı rahip Frew idi” ( Nutuk, Sf.5)

“ Milli Mücadele sırasında uğradığımız açık ve gizli güçlükler üzerinde köklü bir fikir verebilecek ve gelecek kuşaklara ibret ve ders olacak nitelikteki söz konusu belgeleri, olduğu gibi bilgilerinize sunmayı uygun buluyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin sözde başkanı olarak bulunan Sait Molla’nın Mister Frew adındaki rahibe gönderdiği mektupların kopyalarıdır.” (Nutuk, Sf. 177)

“ Şunu unutmayın ki, kapitalistler çok akıllı, çok kurnaz ve çok pratik adamlardır. İstismar edecekleri memleketler ahalisinden kendilerine yardakçı bulmanın işi hayli kolaylaştıracağını pekâlâ takdir ederler. Bunun için kâh fikri iknalarla, fakat çoğunlukla maddi tesirlerle, toprağından altın, halkından can alacakları memleketin ahalisinden bazılarını kendilerine kazanırlar, kendilerine şuurlu veya şuursuz tellallar, acenteler tedarik ederler… Bu zavallılar, bilerek veya bilmeyerek, Avrupa kapitalistlerinin mükellef sofralarında yere düşen kırıntılara tamah ederek onlara hizmetçilik, çığırtkanlık ederler…” (Aydınlara Düşen Vazife, Yusuf Akçura, Kaynak Yay.,İstanbul Kasım 2012,Sf. 59-60)

          Bugün yaşadıklarımızla ne kadar benzer değil mi? Birkaç cümle de bilim gerçeklerinden örnek olsun:

“Türk milletinin eski bir tarihi ve zengin bir kültürü vardır. Türk’e özelliğini veren bu milli değerlerden yapılacak fedakarlıklar, Türk topluluğunun tarihi varlığını zedeleyebileceği cihetle, Türklük bakımından tehlikeler doğurabilir.” ( Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri, Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, Ötüken Yay., Aralık 2013 Ankara, Sf. 49)

“ Orkun’daki Türklük bilinci, budun bilinci çizgisinin de ötesine geçerek doğrudan TÜRKÇÜLÜK bilincidir.” ( Türk’ün Töresi, Namık Kemal Zeybek, Atayurt Yay., Ankara Ekim 2020, Sf.42)


          Çocuklarımızın, gelecek kuşakların Türklük bilincinden uzaklaştırmak için her yöntemin uygulanabileceğine ilişkin örneklere tanık oluyoruz son yıllarda. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de kişisel ya da siyasi çıkarlar uğruna Türklük bilincini zayıflatarak, ya da bu yöntemle yayılmacılara sevimli görünerek atalarımızın kutlu kalıtlarına kıymak isteyenler olacaktır. Her Türk’ün; okuyarak, araştırarak, bilinçlenerek ve gelecek kuşakları bilinçlendirerek bu topraklarda özgür ve bağımsız yaşayabileceğini içselleştirmesi gerekmektedir.

          Başaramayacaklar! Okullarda yasaklasalar da her gün ve her sabah çocuklarımızla:
                       TÜRK’ÜM!
                       DOĞRUYUM!
                       ÇALIŞKANIM!
                       YASAM; KÜÇÜKLERİMİ KORUMAK, BÜYÜKLERİMİ SAYMAK, YURDUMU, MİLLETİMİ ÖZÜMDEN ÇOK SEVMEKTİR.
                       ÜLKÜM, YÜKSELMEK İLERİ GİTMEKTİR.
                       VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN.
                       EY BU GÜNÜMÜZÜ SAĞLAYAN BÜYÜK ATATÜRK! AÇTIĞIN YOLDA, KURDUĞUN ÜLKÜDE, GÖSTERDİĞİN AMAÇTA HİÇ DURMADAN YÜRÜYECEĞİME AND İÇERİM.
                       NE MUTLU TÜRK’ÜM diye haykırmayı sürdüreceğiz.

Yazarın Yazıları
TÜRKLÜK NAMUSUMUZDUR16 Mart 2021 GARA VE LAİKLİK18 Şubat 2021 YENİ YÜZYILIN YENİLİKLERİ12 Ocak 2021 101'İNCİ YIL26 Aralık 2020 TÜRK'ÜN TÖRESİ20 Kasım 2020 CUMHURİYET AMA HANGİSİ?29 Ekim 2020 YAĞI24 Eylül 2020 METRİSTEPE’DEN KOCATEPE’YE-209 Eylül 2020 METRİSTEPE’DEN KOCATEPE’YE04 Eylül 2020 UTKU21 Ağustos 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM