Prof. Dr. İsrafil BALCI

Kurban, Kan ve Bayram

Yakın olmak anlamına gelen kurb/kurbet kelimesinden mülhem olarak kullanılan kurban kavramı, Allah’a yakınlık kurma umuduyla ibadet için belli zaman ve belli özelliklerdeki hayvanın kesilmesini ifade eder.

Tarihi çok eskilere dayanan bu gelenek, İslâm öncesindeki Araplar tarafından da uygulanan bir ritüeldi. Araplar putları meleklerin sembolleri olarak tasavvur ettiği için onlar adına kurban keserek, melekleri memnun ettiklerini ve bu sayede meleklerin kendilerine şefaat edeceğine inanıyordu. Özellikle de hac aylarında Kâbe için kurban kesiyorlardı. Hac aylarında kurban kesme uygulamasını Hz. Peygamber de devam ettirmiş, ancak putlar adına değil sadece Allah adın kesilebileceği ilkesi getirilmiştir. Bu nedenle Allah adına kesilmeyen hayvanın yenmeyeceği hükmü konmuştur.

İbadet amacıyla kesilen hayvan udhiyye kavramıyla ifade edilir. Kurban Bayramı için de îdu’l-edhâ terkibi kullanılır. Ayrıca nüsük (menâsik, mensek), nahr, zebh, zebih gibi kavramlar da ibadet amacıyla kesilen kurbanları ifade eder. Mâide 95’de geçen “hedyen bâliğa’l-Ka’beti/Kâbe’ye ulaştırılacak hediye” ifadesinden mülhem olmak üzere, Beytullah’a adanan kurbanlar için hedy kavramı kullanılmıştır. Bunların haricinde akîka, nezr, atîre ve fera’a gibi kavramlarla ifade edilen kurban türleri de vardı.

Kur’an ayetlerinde kurban kesmeye atıf varsa da, farz olarak kesilmesi gerektiğine dair bir açıklık yoktur. Zaten bu yüzden klasik fakihler ve ulema kurbanın farz olup olmadığı noktasında ihtilaf etmiştir. Her ne kadar Resulüllah’ın düzenli olarak hicretin ikinci yılından sonra kurban kestiğine dair bir genelleme yapılsa ve bunun üzerinden yerine getirilmesi gereken bir görev gibi telakki edilse de, bu konuda da kesinlik yoktur. Buhârî’nin kurban konusuyla ilgili kitabının ilk hadisi, kurbanın sünnet olduğu rivayetiyle başlar (Buḫārī, es-aī, VII, 99). Resulüllah Kâbe’yi ziyaret için çıktığı ve müşriklerin engellemesiyle Hudeybiye’de son bulan seferi sırasında Kâbe için hedy kurbanlarını da beraberinde götürmüş ve Mekke’ye giremese de burada kesip ashabına paylaştırmıştır. Keza ertesi yıl gerçekleşen Kaza Umresi sırasında da yine Kâbe için hedy kurbanı kestiği konusunda da ihtilaf yoktur.

Yeri gelmişken hatırlatayım ki, Araplar’daki nesî (ay atlatma) uygulaması nedeniyle ayların yeri değiştirildiği için Resulüllah Mekke’yi fethettiği yıl ve ertesi yıl, gerçek hac ayı olmadığı için hac yapmamıştır. Ancak ömrünün son yılındaki Zülhicce gerçek hac ayı (Hacculekber) olduğu için bu yılı beklemiş ve bu ibadeti asli formuna dönüştürmüştür. Dolayısıyla Resulüllah ömründe bir kez hac yaptığı gibi bir kez de Kurban Bayramı günü hacda kurban kesmiştir.

Kur’an Arap örfündeki hac menasiki sırasında kesilen hedy kurbanlarından bahsederken, ritüele indirgenmiş ve mahiyeti değiştirilmiş telakkileri ilga etmiştir. Buna göre hayvan boğazlamanın kan akıtmak için yapılan bir ritüel değil, uzak diyarlardan gelen ziyaretçilere sunulan bir ikram/paylaşım veya yardım olduğunu vurgulamıştır. Diğer bir deyişle Kur’an kurban kesme emri getirmemiş, aksine eski bir gelenek olan ve içi boşaltılıp kan akıtmaya odaklı anlayışı ilga edip düzenlemiştir. Böylece şayet kesilecekse asıl gayenin paylaşıma dayalı olması gerektiğine dikkat çekmiştir.

Şunu da hatırlatalım ki, dinî bir görev olarak yerine getirilirken/kurbanlar kesilirken yaşanan nahoş manzaralar, adeta ibadet boyutunun içini boşaltmaktadır. Şayet kesilecekse usulüne ve gayesine uygun bir şekilde kesilmesi gerektiğini belirtmeliyim. ayrıca dinî-kültürel gelenek olarak devam ettirilmesinde bir sakınca olmadığını da düşünüyorum. Keza mutlak kan akıtma yerine, bedeli üzerinden yoksullara yardım yapılmasının da aynı gayeye ulaştıracağı kanaatindeyim. Dikkat edilirse ayette de kanlarının Allah’a ulaşmayacağından söz edilmekte ve kesilecekse, yoksullara dağıtılması gerektiğine vurgu yapılmaktadır (Hac 22/37). Yine bir başka ayette geçen “kurbanlardan yiyiniz, yoksulları da yediriniz” (Hac 22/28) mealindeki açıklama da benzer bir hususa işaret etmektedir. Diğer yandan hem bu ayette hem de aynı surenin 33. ayetinde, hac sırasında kesilecek kurbandan bahsedilmektedir. Resulüllah’ın uygulaması da bu yöndedir.

Bayramınız kutlu, ömrünüz bereketli olsun…

Yazarın Yazıları
İftira ve İtibar Suikastçılığı22 Eylül 2020 Merhaba Décadence07 Ağustos 2020 Bizim Hikâyemiz05 Ağustos 2020 Romantik Osmanlıcılıktan Halifelik Devşirmek29 Temmuz 2020 Minberden Lanet Okuma25 Temmuz 2020 Yeni Gündem Ayasofya13 Temmuz 2020 Trolcü Dindarlık18 Haziran 2020 Corona’dan Felaket ve Helak Senaryoları Üretme09 Nisan 2020 Unutulan İslâmî İlke İstişare24 Şubat 2020 Kudüs İlk Kıble mi?31 Ocak 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM