Prof. Dr. İsrafil BALCI

Müsriflik denizinde dindar kasıntılar

Son dönemlerde dindar görünümlü, lüks ve şatafat içinde bir hayat süren ve dahi sonradan görme oldukları her hallerinden belli olan nevzuhur bir nesil türedi. Lüks arabalarda caka satan, ulu orta lakayt görüntüler sergileyen ve buram buram mukallitlik kokan, adeta ezilmişlik ve açlığın dışa vurumu niteliğindeki manzaralar vakayı adiyeden oldu desek yeridir.

 

Yakın geçmişte sosyal medyaya yansıyan şatafatlı mevlit! görüntüleri, yeni doğan bebeğin parmağına geçirilen yüzük, hamileliğini sere serpe sergilemeyi meziyet sanan mütesettir hanımların bayağılıkları, görgüsüzlüğün yanı sıra seviyesizliğin de dibe vurmuş halinden başka bir şey değil.

 

Pahalı ve marka giysiler, aynı marka çanta ve ayakkabılar, cafcaflı ve rengârenk saç örtüleri, boya küpüne batmış görüntüler, beş metreden buradayım diyen parfüm kokuları, mücevher dükkânını andıran görkemli takılar, tesettür adı altında bedeni teşhir eden pespayelikler… Villalar, yazlıklar, çok yıldızlı otel lobileri, kafeler ve pahalı lokantalarda arzı endam etmeler vs.

 

Ehliyet ve liyakatten yoksun olarak hak edilmeyen kadrolar, boğazına kadar müsrifliğe batmış muhafazakâr görüntüler, düğün dernek, gibi merasimlerde özenti kokan eğlence manzaraları, bıkkınlık derecesinde cehalet, görgüsüzlük, kibir ve bayağılıklar… Dahası sergilediği görüntünün seviyesizliğini bile fark edemeyecek kadar budalalıklar…

 

Kısaca özentiden ezilmişliğe, görgüsüzlükten gösterişe, kimliksizlikten sonradan görmüşlüğe kadar ne ararsan hak getire. Meğer dindar mahalleli ne kadar da açmış ve bastırılmış duygular altında ezilmişmiş!

 

Bir başka tuhaflık ise yıllar yılı ümmetin çocuklarına fakir peygamber ve onun mütevazı hayatından dem vuranların müsriflik denizinde yüzmeleri ve bunda hiçbir beis görmemeleri. Demek ki, imkan bulununca bu tarz söylemler sadece nostaljik hatıra bağlamındaki anlatılardan başka bir şey değilmiş. Sanki İslâm inancının müsriflikle hiçbir sorunu yokmuş gibi vurdumduymazlıklar ise dindarlık hassasiyetimizin tezahürü. Hâsılı, muhafazakâr mahalleli fakirlik edebiyatı yapa yapa hem müsrifliğin dibine batmaktan hem de seküler hayatın imkânlarını sonuna kadar kullanmaktan pek de mutlu. Neticede gösteriş tüketimi ve müsrif hayatı dindarlığın gereği gibi gören amaçsız ve şımarık bir taife almış başını gidiyor.

 

Yeri gelmişken hatırlatayım ki, Resulüllah asla fakir değildi, fakir hayat da yaşamadı. Dolayısıyla onun ismi üzerinden fakirlik edebiyatı veya duygu yamyamlığı yapmanın alemi yok. Olsa olsa amcasının himayesinde bulunduğu ilk çocukluk dönemlerinde yokluk gördüğünden söz edilebilir. Zira gençliğinde ticaret yapmış, sonra Mekke’nin en zengin kadınlarından birisiyle evlenmiş, Medine’ye geldiği zaman kurduğu site ölçeğindeki devletin hazinesini idare etmiş, üstelik Medine dönemi boyunca gelirleri her geçen gün daha da artmıştır.

 

Kısaca fakir değildi ve fakir hayat yaşamadı, ancak imkânlar içinde mütevazı hayatı tercih etti ve kanaatkâr olmayı tavsiye edip örnek bıraktı. Onun öğretisini içselleştiren yakın dostları da aynı yolu takip ettiler. Nitekim bu yüzden sembol isimlerden olan Ebû Zer el-Ğifârî Şam’da bulunduğu sırada yaşanan müsrif hayata isyan etmiş, ancak dönemin idaresi tarafından sürgün edilmişti. Medine’ye geldiği zaman yine müsriflik ve haksız kazancı eleştirince ikinci sürgün yiyerek soluğu Rebeze merasında almış ve yalnızlığa terk edilmişti.

 

Şunu da hatırlatayım ki, kimsenin ne giyimi ne kuşamı ne yaşamı ne de zenginliği bizi ilgilendirir, işimiz de olmaz. İtirazımız bunların dindarlık görüntüsüyle sergileniyor olmasına ve dinî kisve altında teşhir edilmesinedir. Keza “Fakirlik mümin için atın ağzındaki dizgin gibidir, müminin dünyadaki hediyesi yoksulluktur” gibi avuntu cümleler kuran, sabır ve kanaatkârlık edebiyatı telkin edenlerin zengin ve lüks hayat süren ikiyüzlülüklerinedir.

 

Unutulmamalı ki, İslâm inancında müsrifliğe ve gösterişe zinhar yer yoktur. Komşusu açken tok yatan düsturu esastır. Paylaşım ve dayanışma ise dinî hayatın en temel özelliğidir. Nitekim Kur’an müminleri “inanan ve yararlı işler yapanlar” olarak nitelemektedir. Dolayısıyla mümin sadece inanan değil, inancının gereğini yerine getiren kişi olmalıdır.

Yazarın Yazıları
Corona’dan Felaket ve Helak Senaryoları Üretme09 Nisan 2020 Unutulan İslâmî İlke İstişare24 Şubat 2020 Kudüs İlk Kıble mi?31 Ocak 2020 Şiî Fanatizminin Alternatifi Sünni Fanatizmi mi?08 Ocak 2020 Müsriflik denizinde dindar kasıntılar04 Aralık 2019 DİN ADAMI TANIMLAMASI23 Kasım 2019 Hz. Peygamber’in Zeyneb’le Evliliği; İddia ve Polemikler01 Ekim 2019 Hz. Peygamber'in Cenazesini 17 Kişinin Kıldığı İddiası16 Eylül 2019 Kanayan Yara Kerbelâ09 Eylül 2019 Kurban, Kan ve Bayram10 Ağustos 2019
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM