Nami Cem İYİGÜN

ZENGİN YAŞAM, MESUT ÖLÜM

Yazarlık halk arasında önemli ve saygın bir uğraş olarak değerlendirilir, okurluk ise genelde böyle değerlendirilmez. Bunun sebebi herhalde yazarlığın özel yetenek gerektiren bir yaratım süreci olarak görülmesine karşın, okurluğun okuma yazma bilen herkesçe yapılabilecek sıradan bir faaliyet zannedilmesidir. Oysa bir şeyleri okuyabilmek ile bir okur olmak arasındaki büyük farkı bilenler için, okurluğun en az yazarlık kadar ve belki ondan daha fazla önemi haiz bir uğraş olduğu şüphesizdir. Modern dünya edebiyatının ustalarından, Arjantinli yazar ve şair Jorge Luis Borges, “başkaları yazdıkları sayfalarla övünebilirler, ben okuduğum sayfalarla gurur duyuyorum” derken tam da bu noktaya işaret etmektedir.

Her şeyden evvel, bir kağıt üzerine basılı sembollerin bir araya getiriliş biçimlerini anlamlı cümleler olarak algılayabilmek ve aynı şekilde anlamlı cümleleri kağıt üzerine semboller halinde aktarabilmekten ibaret olan okuryazarlığı, çok daha derin ve entelektüel bir uğraş olan okurluktan ayrı tutmak gerekir. Okuryazarlık, en azından ilkokul birinci sınıfı tamamlamış her bireyde mevcut olan bir yetenektir. Okurluk ise, ancak entelektüel bir azınlığın sahip olabileceği bir sıfattır. Tıpkı her yazma bilene yazar payesi verilemeyeceği gibi, her okuma bilen de okur payesini hak etmez. Her okur, aynı zamanda okuryazar olmak zorundadır, ama her okuryazara okur demek mümkün değildir.

Okur, salt çok okuyan kişi de değildir. Çok okumak, iyi bir okur olma yolunda bir gerek şarttır, ama yeter şart olmaktan uzaktır. Bir kişi, hayatı boyunca her eline geçen yazılı metni, beş para etmez kişisel gelişim teranelerini veya bayağı pembe romanların binlercesini de okusa, seçici ve nitelikli bir okuma söz konusu olmadığı için, o kişiye okur denemez. Anlaşılacağı üzere okur, seçici ve nitelikli okuma yapan kişidir. Hayatın çok kısa, buna mukabil okunması gereken kitapların çok fazla olduğunun bilincindeki okur açısından zaman en değerli hazinedir ve değerli kitapların başında tüketilmelidir. Dolayısıyla iyi okurlar, iyi yazarların kimler olduğunun ve hangi konunun hangi yazardan okunması gerektiğinin ayırdındadırlar.  Gözlerini, kendi ilgi ve uzmanlık alanlarındaki önemli kitapların, milli ve evrensel edebiyatın başyapıtlarının, bilim ve felsefe klasiklerinin, tarihi ve çağdaş literatürün öne çıkan eserlerinin satırları arasında bozarlar.

Ayrıca okur, neyi, nasıl okuması gerektiği hususunda neredeyse uzmanlaşmış kişidir. Hiç şüphe yok ki, bir edebiyat dışı kitap ile bir edebiyat eserini okumanın yöntemleri farklı farklıdır. Pek tabii, roman, öykü, şiir ve oyun gibi kurgusal edebi eserleri okumanın yöntemleri ile biyografi, deneme, anlatı ve mektup gibi diğer edebi metinleri okumanın yöntemleri de birbirinden çok farklıdır. Bu kategorilerin kendi içerisinde de ayrımlar vardır ve mesela bir romanı okumak ile bir şiir kitabını okumak yahut bir öykü seçkisini okumak ile bir tiyatral eseri okumak arasında büyük usul farklılıkları bulunacaktır. İyi bir okur, kitaplar hakkında yazılmış kitapları da okuduğu ve okuma üzerine okumalar da yaptığı için, bütün bu farklı yöntemleri bilir ve zaman içinde kendi ideal yöntemlerini geliştirir. Onun için okumak, kendisini elindeki metnin akışına teslim etmek olmayıp, ince eleyip sık dokuyarak ve tüm tadına vararak gerçekleştirilen son derece ciddi bir iştir.

İyi bir okur sayılmanın bir diğer şartı, sadece kendi ilgi veya çalışma alanlarıyla sınırlı kalmamak ve yazılı tarihin önemli sıçrama noktalarını teşkil eden eserler hakkında da belli bir bilgi ve kültür birikimine sahip olmaktır. Bir okurun doğu ve batı klasiklerinin hemen hepsi hakkında fikri ve söyleyecek sözü vardır. Zira o eserlerin tümünü satır satır okumaya zaman bulamasa bile o eserlerden bahseden çok sayıda kitap okumuş, onların konuşulduğu sohbet meclislerinde bulunmuş, hiç olmazsa sayfalarını karıştırmış veya yazarlarının hayat hikayelerini incelerken eserleri de tanıma fırsatı bulmuştur. Homeros’un İlyada’sı yahut Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’inin ne anlattığını bilmeyen ve sorulunca söyleyemeyen bir kimsenin okur kabul edilmesi zordur.

Elbette okur geçmişe takılıp kalmış kişi değildir. Yaşadığı ülkenin ve çağının literatürüne de aşağı yukarı hakim olması elzemdir. Çağının yazarlarına, yayınevlerine ve onların ideolojik kimlik ve eğilimlerine aşina durumda olması, hangi yayınevinin yazar tercihlerinde veya hangisinin çeviride daha başarılı olduğunu anlaması, diğer okurlarla devamlı bir dirsek temasında kalması ayrı ayrı önem arz etmektedir. Mümkünse birden çok dil bilmesinde ve o dillerde de klasik veya çağdaş okumalar yapabilmesinde kâr vardır. Böylece okurun ufku inanılmaz genişler, dünyalar önüne açılır. Kitap okuyacak düzeyde edinilen her yeni dil, yeni bir sonsuz kütüphaneye erişim imkanı demektir ve bu bir okur için eşsiz nimettir.

Kitap, iyi bir okur için aynı anda hem en önemli uğraş, hem de hayatının büyük bölümünü dolduran en vazgeçilmez zevktir. O yüzden her okurun mutlaka geniş bir kütüphanesi vardır ve okur, genellikle kütüphanesinde yaşar. Bir insanı tek saniyede binlerce yıl geçmişten binlerce yıl geleceğe götürebilecek veya atomlar seviyesine indirip galaksiler seviyesine çıkarabilecek, kitaptan başka bir teknoloji hala mevcut olmadığından, okurun kitaplar dışında hobilere ve heyecanlara pek ihtiyacı yoktur. Kitapların bir okurun evindeki nüfusunun devamlı artması ve zamanla evin tüm oda ve duvarlarını kaplamaları kaçınılmazdır. Kitapçılar ve sahaflar, okurun kendi kütüphanesinden sonra en çok girip çıktığı mekanlardır. Okur için tatil, kitaplara daha fazla yoğunlaşılabilecek bir zaman dilimi anlamı taşır. Okurlar kitaplarla yorulur, başka kitaplarla dinlenirler.

Nihayet ölüm gelip çattığında, okur kişiler, belki okunacak daha nice kitabı okuyamadan gittikleri için buruk, fakat okur olmayan insanlara kıyasla çok daha zengin bir hayat yaşadıkları için de mesutturlar. Umberto Eco’nun dediği gibi, ölüm anında yavan bir ömrü yarım yamalak hatırlamak yerine, Julius Sezar’ın suikastini, Romeo ve Juliet’in aşkını ve Dante’nin cehennemini son bir kez göz önüne getirebilmek, daha mesut bir vedadır. Okurluk, zengin bir yaşam ve mesut bir ölüm vadeder...

Yazarın Yazıları
ASKERİ HAREKÂT14 Ekim 2019 TEMEL SORUNUMUZ30 Eylül 2019 İSTİKBAL GÖKLERDE16 Eylül 2019 BASILI YAYINLARIN AKIBETİ - 402 Eylül 2019 BASILI YAYINLARIN AKIBETİ - 324 Ağustos 2019 BASILI YAYINLARIN AKIBETİ - 215 Ağustos 2019 BASILI YAYINLARIN AKIBETİ - 105 Ağustos 2019 HAKİKAT SONRASI ÇAĞ29 Temmuz 2019 KİTLELERİN BİLGELİĞİ01 Temmuz 2019 ZENGİN YAŞAM, MESUT ÖLÜM23 Haziran 2019
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM