Prof. Dr. İsrafil BALCI

Unutulan İslâmî İlke İstişare

Lafı uzatmadan hemen söyleyeyim. İstişare, İslâm’ın en temel prensiplerinden birisidir. Kur’an bu konuya dikkat çekerken Hz. Peygamber’e şu uyarıyı yapmaktadır:

 

“İnsanlara yumuşak davranman Allah'ın merhametinin eseridir. Kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar yanından ayrılıp giderdi. Öyleyse onların hatalarını affet, onlar için af dile ve yapılacak işler hakkında onlara danış/istişare et. Karar verince de Allah'a güven/tevekkül et. Allah kendisine güvenenleri sever.” (Âlu İmrân 3/159).

 

İlgili ayet Uhud savaşının akabinde nâzil olmuştur. Malum olduğu üzere bu savaşta müminler ganimet derdine düşüp Resulullah’ın emrine itaat etmeyince büyük bir hezimet yaşanmış ve Allah Resulu kıl payı ölümden kurtulmuştur. Hatta müşrikler onu öldürdüklerini sanarak savaşı bırakmışlardır. Aldığı darbelerle yere düşen Resulullah, tekrar müşriklerin üzerine çullanmamaları için ölü taklidi yaparak yerinden kımıldamamış ve bu sayede kurtulmuştur.

 

Savaşın başlangıcında bozgun yiyen müşrikler, ganimet derdine düşen ve kontrolü kaybeden sahabeyi görünce toparlanıp karşı saldırıya geçmiş ve ardından korkunç bir hezimet yaşanmıştır. Deyim yerindeyse savaş meydanı ana-baba gününe dönmüştür. Can havliyle kaçışan müminler, Resulullah’ın feryat figan çağırılarına kulak asmamış ve dönüp arkalarına bile bakmamıştı (Âlu İmran 3/153). Rivayetlerdeki iddialara göre Resulullah’ın yanında 15 veya 30 kişi kadar bir gurup kalmış ve onlar da bir bir şehit düşmüştür.

 

Hz. Peygamber’in öldürdüklerini sanan müşrikler savaşı bırakıp çekilince, kaçışan müminler yaptıklarına pişman olmuştu, ancak iş işten geçmişti. Referans verdiğimiz ayetin de içinde yer aldığı pasajda müminlerin bu durumuna işaret edilirken, aynı zamanda Resulullah’ın onlara karşı ne derece merhametli ve affedici davrandığına vurgu yapılmıştır. Bir yandan da alacağı kararlarda da yine onlara danışarak iş yapması gerektiğine dikkat çekilmiştir.

 

Resulullah sözü edilen bu ilke gereği dünyevi meselelerde sürekli ashabına danışmış, onların önerisi dinlemiş ve istişareyi aktif bir şekilde işletmiştir. Yeri gelmiş “Dünya işlerini siz benden daha iyi bilirsiniz” demiş, yeri gelmiş Uhud savaşında olduğu gibi düşmana karşı izlenecek strateji konusunda “Bana yardımcı olun, yol gösterin” diye dostlarının önerilerini dinlemiştir.

 

Onun rahle-i tedrisinden geçen sahabe de, aklına yatmadığı konularda rahatlıkla itiraz edebilmiş ve “Senin görüşün mü, yoksa vahyin kararı mı?” gibi sorular sormuştur. Vahyin kararı ise koşulsuz itaat ederken, şayet “Benim görüşüm” cevabını almışsa kendi görüşünü açıklamıştır. Resulullah da makul bulduğu önerilere uyarken, “Ben peygamberim böyle karar aldım” gibi bir tutum içine girmemiştir.

Kur’an Hz. Muhammed’in bu yönünü överken, aynı zamanda onu inananlar için rol model olarak sunmuş ve “güzel/hârika örnek” (üsve-i hasene) diye tanımlamıştır (Ahzâb 33/21). Diğer yandan aile içi meselelerde de istişarenin önemine dikkat çekilmiştir (Bakara 2/233). Bizzat Resulullah bile birçok meseleyi eşleriyle istişare etmiş veya onların önerilerini dinleyerek problemleri çözmüştür.

 

Hz. Peygamber’den sonra müminlerin idaresini üstlenen Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de “istişare ilkesini” kusursuz bir şekilde işletmiştir. Her ikisinin de sürekli danıştığı bir istişare heyeti (şûra üyeleri) vardı ve birçok muhalif isim bu heyette aktif olarak görüş bildirmiştir. Hz. Ebû Bekir aynı zamanda en sıkı muhaliflerine bile üst düzey görevler vermiş ve sergilediği şeffaf yönetim anlayışıyla taraflı tarafsız her kesimin güvenini kazanmıştır. Hilafete geldiği zaman, “Doğru iş yaparsam destekleyin, ancak yanlış yaparsam beni düzeltin” mealindeki uyarısı, nasıl bir idare anlayışı benimsediğinin kodlarını vermektedir.

 

Hz. Ömer de aynı ilkeleri benimsemiştir. Herhangi bir meseleyi istişare heyetinde müzakereye açarken, “Sakın benim görüşüme aykırı diye, kendi fikrinizi gizlemeyin, ne düşünüyorsanız rahatça dile getirin” diye açıklamalar yapmıştır. Nitekim toprakların taksimiyle ilgili müzakereler günlerce devam etmiş ve Halife muhaliflerini vahyi referans göstererek ikna edip karar alabilmiştir.

Ne yazık ki, Hz. Ömer’den sonra istişare kurumu gereği gibi işletilmeyerek hem bu önemli Kur’anî ilke terk edilmiş hem de Resulullah’ın en bilinen sünnetlerinden birisi rafa kaldırılmıştır. Zaten Hz. Ömer’den sonra İslâm toplumu bir daha toparlanamamış ve birçok dahili problemle boğuşmak zorunda kalmıştır.

 

Aslında Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde de istişare heyeti vardı, ancak onların heyeti sadece akrabalar veya yandaşlardan oluşuyordu. Nitekim Hz. Osman’ın istişare heyetine muhalifler dahil edilmemiştir. Halife akrabalarına danışıp kararlar almıştır. Yer yer idareyi eleştirenler olmuşsa da İbn Mes’ûd ve Ammâr b. Yâsir örneğinde olduğu gibi ya baskıyla susturulmuşlar veya Ebû Zer el-Ğifârî gibi ıssız bir mezraya sürgün edilmişlerdir. Aynı şekilde Hz. Ali de yakınlarından veya kendisini destekleyenlerden oluşan bir istişare heyetiyle çalışmış, ancak her iki döneme ilişkin sonuçlar ortadadır.

 

Daha sonra iktidarı ele geçiren Emeviler bir nevi istişare işlevi gören “ehlü’l-hal ve’l-akd” heyetini ihdas etmiş, ancak hepsi hanedanın destekçilerinden seçilmiştir. Benzer anlayış Abbâsîler döneminde de devam etmiştir. Kısmî de olsa istisnai örneklerden söz edilebilir, ancak bunlar oldukça sınırlı kalmıştır.

 

Sonuçta Hz. Ömer’den sonra, sözünü ettiğimiz istişare ilkesi delinmiş ve adeta yerlere serilmiştir. Hatta o günden sonra bir daha kaldıran çıkmamıştır.

Yazarın Yazıları
Unutulan İslâmî İlke İstişare24 Şubat 2020 Kudüs İlk Kıble mi?31 Ocak 2020 Şiî Fanatizminin Alternatifi Sünni Fanatizmi mi?08 Ocak 2020 Müsriflik denizinde dindar kasıntılar04 Aralık 2019 DİN ADAMI TANIMLAMASI23 Kasım 2019 Hz. Peygamber’in Zeyneb’le Evliliği; İddia ve Polemikler01 Ekim 2019 Hz. Peygamber'in Cenazesini 17 Kişinin Kıldığı İddiası16 Eylül 2019 Kanayan Yara Kerbelâ09 Eylül 2019 Kurban, Kan ve Bayram10 Ağustos 2019 Nepotizm Hastalığı01 Ağustos 2019
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM