M. Halistin KUKUL

“BİR MİLLET KENDİNİ BOZMADIKÇA...”

Bu âyet-i kerîme meâli, elbette ki, bütün insanlığa apaçık bir beyan olarak üzerinde düşünmemizi sağlayıp, bu yolla hayırlı bir istikamet tâyin ettirecek ilâhî bir emirdir ve tabiî ki, bir nim’et ve bir ikrâmdır:

“Bir kavim/millet/topluluk/toplum kendini bozmadıkça, Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 11)

Fert olarak, insan’dan millet’e kadar cihânşümûl bir lütfu, ulvî ve muhteşem bir nasihat ve mes’uliyeti düşünce dünyâmıza ilhâm ediyor!..Büyük îkaz!!!

Âyet-i kerîmenin aslında, “kavm” geçiyor. Meâlciler, bunu, “kavim/millet/topluluk/toplum” olarak değerlendirmişlir. Tabiî ki, en geniş muhtevâlısı, her unsuru ve vasfıyla teşekkül etmiş kavram “millet”tir.

Mes’ele, millet olunca, daha “sosyolojik” bir mâna kazanıyor. Maddî ve mânevî kültür değerleriyle şekillenmiş, her türlü fikrî, edebî, bediî, ticârî, askerî, felsefî, siyâsî... tekâmülü tamamlanmış insan topluluğuyla muhatabız demektir.

“Bir millet”in “kendini bozması” tamamiyle, ‘irâdî’ görünüyor. Yâni; cüz’i irâdenin ve selîm aklın eseri. Çünkü; Allahü teâlâ, insana, “İyiliği emredip, kötülükten sakınmayı emrediyor.”: “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun.” (Âl-i İmrân, 104)

“İyi bir topluluk” elbette ki iyi kişilerden meydana gelecektir. Toplumun selâmeti, önce âile içi ve ardından komşuluk münâsebetleriyle başlayan ahlâkî değerlerinin yüksekliği, bu “bozulma”yı önleyecek yegâne vâsıtadır.

Bir milleti meydana getirecek olan bütün alt unsurlar/her türlü kültürel kıymetler ne kadar sağlam olur ve millî şuûr, târihî birleşik şuûrla mutabık olursa, bozulma o derecede mümkün olmaz.

Tarih göstermiştir ve göstermektedir ki, dünyadaki bütün kavimlerin/toplulukların/milletlerin hazîn sonu, tamamiyle ‘adâletin ve ahlâkın çöküşüyle’, kişilerinin birbirlerine güvensizliğiyle ve gafletiyledir.

Biz, Türk milleti olarak bunu değerlendirdiğimiz zaman, aynı hâlleri yaşamış olmaktan ders ve ibret almamız gerekir.

Yirmibirinci yüzyıl Türk Dünyası’nı, mâzîye bakarak, dünyanın umûmî gidişâtı içersinde çok iyi tahlil etmeliyiz. İçteki aksaklıkların, iktisâdî, ahlâkî, ticârî, askerî, siyâsî cephelerini, ‘ilmî cephe’ ile ele alıp, her sahada gerekli elemanı yetiştirerek muhakeme ve mukayese etmeliyiz.

İki şey, birbirine tercih edilmeden mutlaka sağlanmalıdır. Biri: Adâlet, ahlâk, sosyal uyuşma, dayanışma; dîğeri de, bütün ilim sahalarında zirve yarışına girişmektir.

Bu bakımdan, bize verilmiş olan ‘altın anahtarı’ yâni, yukarıda arzettiğim âyet-i kerîmelerin kişi ve toplum olarak icâbını yerine getirme gayreti içersinde bulunmalıyız.

Bu hususta, kendi tarihimizde cereyân eden hâdiselerin en çarpıcılarından biri, şüphesiz ki, bize bundan binüçyüz sene önce Orhun Kitâbeleri’yle bir îkaz olarak verildi. Bilge Kağan:

“Türk, Oğuz Beğleri, millet! İşitin! Üstte gök basma(dıy)sa, altta yer delinme(diy)se,Türk milet(i)! (Senin) ilini, töreni kim(ler) bozdu?

(Ey)Türk millet! Pişmân ol! (Kendine dön!) Emre uyduğun için (Seni) yükselmiş bilge kağanına, iyi, müstakil ülkene, kendin yanıldın! Kötü iş yaptın!

Silâhlı, nereden gelip (seni) yayıp götürdü? Süngülü, nereden gelip (seni) sürüp götürdü?”

Bu cümleleri, evet sâdece bu cümleleri iyi yorumlayabilsek ve onun ışığında, kendimize ve yakından uzağa çevremizde olup bitenlere bakabilsek; onları, kendi değerlerimiz içersinde hâlle çalışsak, mes’ele kendiliğinden yoluna girecektir.

Ne demektir bu? Türk milleti, ne zaman, kendi değerlerinden uzaklaşıp başkalarının suyuna/yoluna/izine gittin, bu hâllere düştün!..Yoksa...Evet yoksa!...”Üstte gök çökmedikten ve altta da yer delinmedikten/batmadıktan sonra, bu dünya üzerinde senin ilini ve töreni kim bozabilirdi?!..

Öyle bir gaflete daldın ki, “silâhlı seni alıp götürdü; süngülü seni sürüp götürdü!”

Hâlbuki, sen öyle bir millettin ki, yeryüzünde sana kem gözle bakabilecek hiçbir kavim yoktu, olamazdı!..Olamaz da!..

Netîce o ki; ne kişi olarak ve ne de millet olarak kendimizi bozacak fiilerde bulunmamamız gerekir. Bu da, hoşgörüyle, adam kayırmamakla, yalan söylememekle, nezâketle, haklıyı müdafaa etmekle...yâni adâletle, yüksek ahlâkla ve ilimle mümkün olabilir.

Unutmayınız ki; şâyet, kendimize çekidüzen verirsek, bütün menfîlikleri başkaları yaptı/yapıyor mâzeretinin arkasına sığınmazsak, yine o ihtişâmlı günlere doğru yol alırız!..

Yazarın Yazıları
TÜRK KADINI: 100 YIL ÖNCE..26 Haziran 2020 SENİNLE, NEREDE AYNI SAFTAYIZ?20 Haziran 2020 YANLIŞ SEVGİ-YANLIŞ KISKANÇLIK15 Haziran 2020 “BULAŞ RİSKİ-BULAŞ HIZI”05 Haziran 2020 MİLLÎ BİRLİK ŞUÛRU29 Mayıs 2020 BİR BÜYÜKŞEHİRDE BİR KÖY20 Mayıs 2020 VARLIK ŞARTIMIZ: TÜRKÇE13 Mayıs 2020 ŞİİR İKLÎMİ10 Mayıs 2020 DU ZAMANINDAYIZ05 Mayıs 2020 DEVLET ADAMI28 Nisan 2020
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM