Prof. Dr. İsrafil BALCI

Corona’dan Felaket ve Helak Senaryoları Üretme

Malum virüs nedeniyle çok şey yazıldı, çizildi. Tıpçılar, toplum mühendisleri, düşünürler, medya mensupları, siyasetçiler birçok şey söyledi, hatta hala da tartışılıyor. Tabii bu arada dinle iştigal edip adeta her konuda kendisini uzman sananlar da, rol çalma yarışına girerek çeşitli retoriklerle bu meseleyi ilahi cezalandırma, Tanrısal ikaz, hatta dua seanslarıyla virüsü def etmek için Tanrı’yı göreve çağırma gibi hamlelerle kendilerine rol biçtiler.

İnancımıza göre evrene kuralı koyan, fizikî yasaları belirleyen Allah. Bunlara uyması gereken ise insan, ancak kurallara uymayan, hastalığı/virüsü yayan veya yayılmasınısağlayan insan. Keza def etmesi gereken yine kendisi olması gerektiği halde, Tanrıyı göreve çağıran yine kendisi.

Uzmanlar “virüs, alacağınız tedbirlerden daha güçlü değil” diye bas bas bağırıyor, hatta tedbir almanın yollarını bile anlatıyorlar. Bunlara uyulduğu takdirde, çözüm bu derece kolay ve net. Peki, niçin öncelikli olarak kendi üzerimize düşeni yapma yerine Tanrıyı göreve çağırma kolaylığını tercih ediyoruz?

İlgimi çeken noktalardan birisi ise insanlığın geldiği evre söylemleri ve özellikle kötülüklerin artması gibi değerlendirmeler üzerinden bu meselenin ilahi ikaz olduğu yönündeki retorikler ve sözüm ona din konusunda ahkamkesenlerin değerlendirmeleri.

Virüs meselesini çekirge sürüsünden, ebâbil kuşlarına(!),tufandan, zelzele veya kasırga gibi geçmişte yaşanan tabii hadisata benzetenler oldu. Kur’an bu olaylara atıfla inkârdaısrar edenleri veya muhataplarını uyarırken, malum uzmanların! virüs hadisesini bu örneklerle ilişkilendirerekbenzer bir senaryo ile izah etmeye çalışmaları hakikaten hayreti verici.

Öncelikle şu bilinmeli ki, Allah kullarını cezalandırmaz. Onun koyduğu ilkelere uyulmazsa insanoğlu kendi kendisini cezalandırır veya felakete sürükler.

İkincisi geçmişte helâk/mucize olarak nitelenenolağanüstü hadisatın bir kısmını Kur’an aslında sanıldığı gibi mucize olarak sunmuyor. Aksine Allah’ın kudretinin sembolü/ayeti/delili olarak takdim ediyor. Dikkat ederseniz bunların birçoğu az önce belirtildiği üzere tabii afetlerden oluşan olaylardır. Tıpkı Kâbe’yi yıkmaya gelen Ebrehe ordusunun maruz kaldığı hadise gibi.

Kur’an vahiy gelmeden önce, yakın geçmişte yaşanan ve Arapların zihninde derin iz bırakan bu hadise üzerinden muhataplarını uyarmış ve bunu Allah’ın kudretinin bir delili/işareti veya sembolü olarak sunmuştur. Ancak geleneksel tefsir kaynaklarında veya yorumlarda bu hadise,büsbütün felaket veya helak senaryosuna dönüştürülmüştür.Oysa ne Ebrehe helak edilmiş ne de ordusu tamamen telef olmuştur. Nitekim kendisi dahil ordusunun çoğu Yemen’e dönmüştür. Bu arada şunu da hatırlatayım ki, Ebrehe sanıldığı gibi zalim birisi değil, kendi şartlarında samimi bir Hıristiyan olarak zikredilir.

Şayet iddia edildiği üzere Ebrehe ordusu Kâbe’yi yıkmaya kast ettiği için helak edilmişse, niçin bizzat kendisi helak edilmemiş ve Yemen’e dönmüş, sorusunu sormak gerekir? Bu hadise Hz. Peygamber’in doğumuna yakın bir zamanda meydana gelmişse (genel kanıya göre doğumdan 55 gün önce) ve telef olanlar da yerin dibine batmamışsa, neden bunca ordunun helakine/telefine dair bir iz/işaretten söz edilmez?

Madem Ebrehe Kâbe’yi yıkmaya kast ettiği için ilahi cezalandırmaya çarptırılmışsa, Emevi halifelerinden Yezid b. Muaviye (680-683) ve Abdulmelik b. Mervan (685-705) döneminde Kâbe iki kez -bu günün deyimiyle- bombalandı ve tahrip edildi/yakıldı/yıkıldı. Hem de birisi hac günü. O halde Allah niçin Beyt’inin (evinin) yıkılmasına müsaade etti?Mesela Ebrehe’ye karşı müşrik Kureyş’e yardım ederken! Kâbe’yi korumaya çalışan Hz. Ebû Bekir’in torunu Abdullah b. Zübeyr ve yanındaki Müslümanlara niçin yardım etmedi? Keza Kâbe, birçok kez sel veya yangın gibi tahribatlar gördü, niçin müsaade edildi? Bir dönem Karmatiler Kâbe avlusunda tavaf yapan müminleri kılıçtan geçirdi ve Hacerulesvedi bile alıp paramparça ettiler. Niçin bunlara müsaade edildi? Bunları da sorgulayın.

Demem o ki, birilerinin bir olayı ilahi cezalandırma/veya bu bağlamda mucize olarak nitelemesiyle anılan hadise Tanrısal cezalandırma olmaz. Hem adil Tanrı niçin masum insanları cezalandırsın ki?

Rivayetlere bakılırsa Ebrehe ordusu Kâbe’yi yıkmak için harekete geçtiği sırada o gün çok şiddetli bir kum fırtınasından bahsedilir. Hatta kuşluk vaktinde gökyüzünün karardığına dair betimlemeler yapılmıştır. Ordudakilerin bir kısmı bunun Allah’ı cezalandırması sanarak korkmuş ve paniklemişlerdir. Hatta birçoğu korkudan geri çekilmiş ve ordunun saldırı cesareti kırılıp dağılmıştır.

Kur’an sıcak kum fırtınası nedeniyle kaçan askerlere çarpan ince çakıl parçalarını veya toz bulutlarını ilahi kudretin bir tecellisi olarak nitelemiş ve amacına ulaşamayan ordunun kaçışını ekinleri alındıktan sonra geriye sapları kalan durumabenzetmiştir. Böylece mezkûr olayı ilahi kudretinin bir tecellisi olarak sunmuştur. Ne ki, geleneksel yorumlarda havada uçuşan ve Ebrehe askerlerine çarpan sıcak toz bulutları, ebâbil kuşlarının attığı taşlar gibi sunulmuştur. Böylece kum fırtınasından kaynaklı hadise Kur’an’ın kendi anlatım üslubu içinde abartılı bir betimleme ile etkili bir şekilde sunulurken, bizim gelenek de buradan çiçek hastalığından, pişmiş tuğla parçacığına, ebâbil kuşlarından, volkanik patlamaya kadar birçok senaryo oluşturmuştur.

Bu arada ebâbil diye bir kuş türünün olmadığını, bu kavramın havada sürü halinde uçuşan nesneler anlamınageldiğini de bu vesile ile hatırlatayım. Dolayısıyla sürü halinde uçan nesneler ebâbil kuşları değil, şiddetli kum fırtınası ile havada uçuşan sıcak kum taneciklerinden başka bir şey olmamalıdır diye düşünüyorum.

O yüzden diyorum ki, Kur’an bu gün yaşadığımız virüs tecrübesinden sonra nazil olsaydı, tıpkı Ebrehe ordusuyla ilgili vurgulu benzetme gibi, bu hadiseyi de dünyayı kasıp kavuran ceza gibi sunar ve buradan Allah’ın kudretinin eşsizliğine vurgu yapardı. Bu nedenle her olumsuz olayı ilahi cezalandırmaya hamledip buradan bir dindarlık kotarmanın ve bu bağlamda samimi dinî duygu besleyen insanların yüreklerine korku salmanın veya içi boş felâket senaryoları çizmenin anlamı yoktur. Sonuçta işin uzmanları konuşmalı ve onlar dinlenmeli. Şayet onların halka sundukları tavsiyelere uyulursa, Allah’ın izniyle en kısa sürede bu musibetten kurtulacağız.

 

Yazarın Yazıları
Corona’dan Felaket ve Helak Senaryoları Üretme09 Nisan 2020 Unutulan İslâmî İlke İstişare24 Şubat 2020 Kudüs İlk Kıble mi?31 Ocak 2020 Şiî Fanatizminin Alternatifi Sünni Fanatizmi mi?08 Ocak 2020 Müsriflik denizinde dindar kasıntılar04 Aralık 2019 DİN ADAMI TANIMLAMASI23 Kasım 2019 Hz. Peygamber’in Zeyneb’le Evliliği; İddia ve Polemikler01 Ekim 2019 Hz. Peygamber'in Cenazesini 17 Kişinin Kıldığı İddiası16 Eylül 2019 Kanayan Yara Kerbelâ09 Eylül 2019 Kurban, Kan ve Bayram10 Ağustos 2019
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM