Nami Cem İYİGÜN

KİTLELERİN BİLGELİĞİ

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da sıradan bir yerel seçim yaşamadığımızı, Türk demokrasi tarihinin en önemli seçimlerinden birini yaptığımızı düşünüyorum. Bence seçimin tüm anket şirketlerini yanıltan ve herkesi şaşırtan sonuçları, Türk seçmeninin demokrasiyi derinlemesine benimsediğini ve ondan vazgeçmeye niyeti olmadığını kesin olarak gösterdi. İlk seçimde sandıktan çıkan sonucu kabullenemeyen ve YSK üzerindeki gücünü kullanarak seçimin tekrarlanmasını sağlayan iktidara seçmenin cevabı, son derece açık ve netti. Kendi iradesi üzerinde bir tür tahakküm kurma çabalarına göz yummayacağını ve egemenliğini tartıştırmayacağını söyledi. Beni bir Türk vatandaşı olarak memnun eden, seçimi kimin kazandığından ziyade, Türk seçmeninin bu tepkisel duruşu ve Türkiye’nin alelade bir Ortadoğu veya Latin Amerika diktatörlüğü olmadığına işaret eden demokratik bilinci idi. 

Yazıya seçimler üzerinden girdim, ama asıl değinmek istediğim konu seçimler değil. Kitlesel katılımın olduğu herhangi bir problem çözme girişiminde, kitlenin sunduğu önerilerin ortalamasının çoğunlukla en doğru sonuç olduğunu iddia eden bir tezden bahsetmek istiyorum. Aynı adlı sansasyonel kitabın da yazarı olan ABD’li gazeteci James Surowiecki, buna “Kitlelerin Bilgeliği” derken, “kolektif zeka” veya “ortak akıl” gibi tanımlamalar yapanlar da vardır. Fikre göre, basitçe, bir konuda uzman olan veya olmayan birçok kişinin görüşlerinin ortalaması, o konuda uzman olan veya olmayan tek bir kişinin görüşünden genellikle daha doğru ve isabetli olmaktadır. Buna verilen en yaygın örnek ise 20. yüzyıl başlarında bahse konu görüngünün ilk kez farkına varan İngiliz antropolog Francis Galton’ın bir çiftçi fuarında gerçekleştirdiği gözlemlerdir. 

Galton, esasen uzman görüşlerine değer veren ve uzman olmayan kişilerin görüşlerinin hiçbir ehemmiyeti olamayacağına inanan bir elitisttir. O sebeple gözlemleri sonucu elde ettiği sonuçlar en çok kendisini şaşırtmıştır. 1906 yılında küçük bir kasabada gittiği çiftçi fuarında “öküz ağırlığı tahmin etme” yarışmasına tanık olur. Fuarın düzenleyicileri, 800 katılımcıdan bir öküzün kesilip hazırlandıktan sonraki ağırlığını tahmin etmelerini ve tahminlerini birer kâğıda yazarak vermelerini istemiştir. En doğru tahmini yapana kesilen öküz hediye edilecektir. Yarışmaya Galton’ın uzman sayacağı kişiler olan tecrübeli çiftçiler, kasaplar ve veterinerler katıldığı gibi, uzman tanımına girmeyen pek çok meraklı köylü ve ziyaretçi de katılmıştır. Hatta uzman tanımına girmeyecek kişilerin sayısı, uzmanların sayısından çok daha fazladır. Tabii Galton’ın ilk beklentisi, en doğru tahminin konunun uzmanı olan tecrübeli çiftçiler, kasaplar veya veterinerlerden geleceği yönündedir. Yarışma sonrası, tahmin kâğıtlarının hepsini toparlayıp sonuçlara göz atan Galton, şaşkınlığa uğrar. Çünkü bütün tahminleri toplayıp kişi sayısı olan 800’e bölerek ulaştığı ortalama sonuç, tek tek bütün tahminlerden daha fazla doğru cevaba yaklaşmıştır. Gerçekte öküzün ağırlığı 543 kg olup, tahminlerin ortalaması 542 küsur kg çıkmış ve tek başına hiçbir tahmin doğruya bu kadar yaklaşmamıştır. Bu şaşırtıcı durum, başka gözlemlerle de desteklenince Galton'ın, uzmanlık ve uzman görüşü hakkındaki hayat felsefesini tamamen değiştirmiştir. 

Kitlelerin bilgeliğine başka bir örnek, 1968 yılında denizde kaybolan ABD Denizaltısı Scorpion’u bulmak için girişilen çalışmadan verilir. Okyanus uzmanları, denizcilik uzmanları ve denizaltı uzmanları, küçük gruplar halinde çalışadururken, bir subay, birincileri de içine almakla beraber çok daha geniş yüzlerce kişilik bir gruba eldeki bütün bilgileri açar ve denizaltının nerede battığını tahmin etmelerini ister. 20 mil genişliğinde ve binlerce fit derinliğinde bir bölge üzerinde tahmin yapılmaktadır. Aylar sonra denizaltı tespit edildiğinde, bulunduğu yer, geniş grubun tahminlerinin ortalamasından sadece 200 metre uzaklıktadır ve bu tahmine yaklaşan hiçbir tekil uzman görüşü olmamıştır. 

Bence hepimize tanıdık gelecek en güncel ve en belirgin örnek "Kim 500 milyar ister?" adlı televizyon yarışmasından verilebilir. Yarışmanın bugüne kadarki istatistikleri, sorulan soruyu bilebileceği düşünülerek telefonla aranan ve “uzman” tanımına sokabilecek telefon jokerinin soruyu cevaplamadaki doğruluk payı %66 iken, soru seyirci jokeri ile stüdyoda bulunan ve uzman olarak tanımlanamayacak seyircilere sorulduğunda çıkan doğruluk payının %90 olduğunu göstermektedir. Örnekler çok sayıdadır, işaret ettikleri durum ise aynıdır: Bazen bir konuda, o konuda uzman olmayan birçok kişinin fikirleri, uzman fikirlerinden bile değerli olabilmektedir.

Elbette kitlelerin bilgeliği tezi, sadece olgusal sorular karşısında ve doğru seçilmiş yeterli sayıda insandan oluşan bir grubun tahminlerinin ortalamasının gerçeğe en yakın sonucu vereceğini söyler. Dolayısıyla demokratik seçimlerde kimin seçilmesinin daha faydalı olacağı gibi geleceğe ilişkin, ucu açık ve sübjektif konularda işleyeceği iddia edilmemektedir. Fakat bu tez bir bakıma demokrasinin de savunmasıdır. Zira belirli şartlar sağlanır, sağlıklı enformasyon akışı gerçekleşir ve bazı temel konular olgusal olarak ele alınabilecek şekilde netleştirilebilirse, pekâlâ kitlenin siyasi seçimlerde de en doğru kararı vereceği düşünülebilir. Bu şartların ne olduğu ülkeden ülkeye değişebilir ama değişmeyecek olanlar da vardır. Eğer kitle karar verdiği konuda bilgiye serbest ve kolayca ulaşabiliyor ve karar verirken baskıya maruz kalmıyorsa verdiği kararın doğru bir karar olduğunu varsayabiliriz. Zaten işleyen bir demokrasi de bunlardan ibaret değil midir?

Yazarın Yazıları
ASKERİ HAREKÂT14 Ekim 2019 TEMEL SORUNUMUZ30 Eylül 2019 İSTİKBAL GÖKLERDE16 Eylül 2019 BASILI YAYINLARIN AKIBETİ - 402 Eylül 2019 BASILI YAYINLARIN AKIBETİ - 324 Ağustos 2019 BASILI YAYINLARIN AKIBETİ - 215 Ağustos 2019 BASILI YAYINLARIN AKIBETİ - 105 Ağustos 2019 HAKİKAT SONRASI ÇAĞ29 Temmuz 2019 KİTLELERİN BİLGELİĞİ01 Temmuz 2019 ZENGİN YAŞAM, MESUT ÖLÜM23 Haziran 2019
ANA SAYFA YAZARLAR GÜNCEL EKONOMİ SİYASET SPOR GALERİ WEB TV İLETİŞİM